MEVLAYI SEVERSEN GEL DOĞRU SÖYLE

Mevlayı seversen gel doğru söyle

Bu yeşili alı kime düzüyon

Tavus kuşu gibi her yanın uygun

Bu zülüfü teli kime düzüyon

Gönlünden kim geçer kime aşıksın

Sırrına ser yetmez ne dolaşıksın

Karanlık gecede sen bir ışıksın

Bu çiçeği gülü kime düzüyon

Bu hilal kaşları kara gözleri

Bu şirin dilleri böyle nazları

Böyle dertli dertli güzel sözleri

Bülbül gibi dili kime düzüyon

Böyle Ruhsat alıp ruhsat vermeyi

Böyle erkan ile eve girmeyi

Böyle kakül kesip zülüf burmayı

İnce bele şalı kime düzüyon

:::::::::::::::::

YİNE BAHAR GELDİ BÜLBÜL SESİNDEN

Yine bahar geldi bülbül sesinden

Sada verip seslendi mi yaylalar

Çevre yanın lale sümbül bürümüş

Gelin olup süslendi mi yaylalar

Sefil bülbül boyun eğmiş bakıyor

Sarı çiçek amber olmuş kokuyor

Senin ruyin kaddin beni yakıyor

Al giyinip feslendin mi yaylalar

Gül açılmış koku katıyor yelden

Okusam da anlamıyor bin dilden

Çekeyim derdimi ne gelir elden

Eğip boynun uslandı mı yaylalar

Ben de senin gibi ersem murada

Ah nideyim elimde yok irada

Ruhsati’yim gam yüklerim kirada

Beni görüp yaslandın mı yaylalar

::::::::::::::::::::

BÖLÜK BÖLÜK OLMUŞ GELİR GÜZELLER

Bölük bölük olmuş gelir güzeller

Önce giden boz mayaya kurbanım

Benim gelin ile çoktur amanım

Şu salınan kız mayaya kurbanım

Yine nerden geldi böyle durarak

Sağına soluna gerdan kırarak

Seher vakti her makamdan çalarak

Zülüfleri saz mayaya kurbanım

Ben de Ruhsati yim sanda cananım

Mevlanı seversen incitme tenim

Şimdi Kerem gibi yanacak tenim

Düğmelerim çöz mayaya kurbanım

:::::::::::::::::::::

GÖNLÜM DARLANDI DA ÇIKTIM DAĞLARA

Gönlüm darlandı da çıktım dağlara

Gönlüm eğlencesi dağlar merhaba

Aktı çeşmim yaşı döndü çaylara

Çeşmim eğlencesi çaylar merhaba

Kırlangıcın kanadında temaşa

Orda biter nergis gibi menekşe

Benden selam söylen Sultan Bektaşa

Orda yatan gazilere merhaba

Yürüyen duvara dur dedi durdu

Nişan kalsın deyü belini verdi

Kara taşı hamur gibi yuğurdu

Mucizatın belli Bektaş merhaba

Ruhsati söylüyor dili dolaşık

Dostunu görünce şad olur aşık

Dünü günü yüz sürdüğüm gak ışık

Abı zemzem şifahane merhaba

::::::::::::::::::

ACEP SİZLER HANGİ İLDEN GELİRSİZ

Acep sizler hangi ilden gelirsiz

Bir haber sorayım durun turnalar

Sılada yarimden neler bilirsiz

Bana bir teseili verin turnalar

Gönüller perişan teller eğri

Dayanmaz cevrine aşıkın bağrı

Yolunuz uğrarsa o yare doğru

Üstüne kanadı gerin tumalar

Eski sözlerinde yarim durursa

Gözlerimin yaşı bir gün kurursa

Yolunuz o yana doğru varırsa

Ayrılık nicedir sorun turnalar

Ruhsat’ı sorarsa yanıyor bağrı

Gamınla bulandı gönülde ağrı

Haydi varın gidin o yere doğru

Önüne derdimi serin turnalar

:::::::::::::::::::

SEFİL ALİ

Yaşamıyla ilgili hiçbir bilgimiz yok. Yozgat’tan yola çıkıp Mısır’a

doğru uzandığı şiirinden anlaşılıyor. 19. yüzyılda yaşadığı sanılıyor. Sefil Ali’den

ele geçebilen birkaç örek onun pek yabana atılacak halk ozanlarından

olmadığını gösteriyor.

ÜÇ TURNA UÇURDUM YOZGAT DAĞINDAN

Üç turna uçurdum Yozgat dağından

İzin aldım ağasından beyinden

Başı boz dumanlı Çavuş köyünden

Erzurum iline konun turnalar

Çok olur Erzurum’un agası beyi

Önünüze gelen Bayburt’un dağı

Çayırlı çimenli yolların sağı

Aşkale ovasına konun turnalar

Aşkale ovasında telleri ırgan

Dertli aşıkların sinesin doğran

İhmal etmem turnam Tokat’a uğran

Kazova çölüne konun turnalar

Tez gelir Kazova’nın baharı yazı

Önünüze gelen Yenihan düzü

Çiftlikli çimenli koca Sivas’ı

Ulaşın köyüne konun turnalar

Ulaşın köyü de kökten Ermeni

Çıkıp delik taşta methin vermeli

Kafir mancınığı gözden ırmalı

Saççağız suyuna konun turnalar

Saççağız’dan kalkın Gürün’e uğran

Aşığın derdini gerekmez n’eylen

Albistan beyine çok selam eylen

Kızlar kalesine konun turnalar

Kızlar kalesi yüksek havalı uçun

Çavdar’ın gediği selamet geçin

Şol Koca Zeytin’den bir bade için

Maraş’ın altına konun turnalar

Maraş’tan aşağı Kafir dağları

Çıkarın karayı giyin akları

Elleri mızraklı Türkmen beyleri

Amuk ovasına konun turnalar

Amuk ovasında içerler şarap

Küçüğü büyüğü dil bilmez Arap

Koç yiğid vatanı şol koca Halep

İreyhan’dan yükün tutun turnalar

İreyhan’dan kalkın uğran Cisir’e

Çiftliği gerince varın Mısır’a

Seyir eylen gelip geçen esire

Orda vatan tutun turnalar

Sefil Ali’m dediceğin ararsan

Turnaların mevcudunu sorarsan

Yüz elli turnaya kail olursan

Verin ceremesin alın turnalar

:::::::::::::::::::

SERDARİ

Serdari, Sivas’ın Şarkışla ilçesindendir. 1834 yılında doğmuştur. Ölüm

yılı olarak iki tarih çıkıyor. Kimilerine göre 1918 yılında, kimilerine

göre 1921 yılında 86 yaşında ölmüştür. Yöresinde “Çolak Hacı” diye anılırmış. Bu san,

kendisine bir kolu dirseğinden kesik olduğu için verilmiş.

Belirlendiğine göre Şarkışla kadısının kızına tutulmuş. Onu Adana’ya

kaçırmış, dönüşte yakalanıp cezaevine konulmuş. Sonra Beyaz adlı bir kıza

aşık olmuş. Birkaç kez evlendiği; en azından on çocuğuyla birçok torunu

olduğu anlaşılıyor.

Yaşamı ise yoksulluk içinde geçmiş. Bu yoksulluk acısını şiirlerinde de

duyabiliyoruz.

NESİNİ SÖYLEYİM CANIM EFENDİM

Nesini söyleyim canım efendim

Gayri düzen tutmaz telimiz bizim

Arzuhal eylesem deftere sığmaz

Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

Sefil ireçberin yüzü soğuktur

Yıl perhizi tutmuş içi koğuktur

İneği davarı iki tavuktur

Bundan gayrı yoktur malımız bizim

Reçberin sanah bir arpa tahıl

Havasın bulmazsa bitmiyor pahıl

Tecelli olmazsa neylesin akıl

Dördü bir okkalık dolumuz bizim

Benim bu gidişe aklım ermiyor

Fukara halini kimse sormuyor

Padişah sikkesi selam vermiyor

Kefensiz kalacak ölümüz bizim

Evlat da babanın sözün tutmuyor

Açım diye çift sürmeye gitmiyor

Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor

Başımıza bela dölümüz bizim

Zenginin sözüne beli diyorlar

Fukara söylese deli diyorlar

Zemane şeyhine veli diyorlar

Gittikçe çoğalır delimiz bizim

Sekiz ay kışımız dört ay yazımız

Çalığından telef oldu bazımız

Kasım demeden buz tutuyor özümüz

Mayısta çözülür gönlümüz bizim

Tahsildar da çıkmış köyleri gezer

Elinde kamçısı fakiri ezer

Yorganı döşeği mezatta satar

Hasırdan serilir çulumuz bizim

Zenginin yediği baklava börek

Kahvaltıya eder keteli çörek

Fukaraya sordum size ne gerek

Düğülcek çorbası balımız bizim

Serdari halimiz böyle n’olacak

Kısa çöp uzundan hakkın alacak

Memurlar yakılıp viran olacak

Akıbet dağılır ilimiz bizim

:::::::::::::::::::

YİĞİT DE YİĞİDİN SIRRINI GİZLER

Yiğit de yiğidin sırrını gizler

Sırası geldikçe dağları düzler

Kötüler yiğidin fırsatın gözler

Nasıl kaynamasın canı yiğidin

Cahille konuşma sözünü bilmez

Kötüyle konuşma meydanı olmaz

Konuş yiğit ile kahpelik gelmez

İlden ile gider ünü yiğidin

Daima yiğidin sözü sağ olur

Zenginlerin kavukçusu çok olur

Yiğit yerde kalmaz bir gün bey olur

Şardan şara gider şanı yiğidin

Serdari’nin dahi sözleri haktır

Kötü bir derd etti yürekte oktur

Dünyada yiğidin kıymeti yoktur

Kıymetini bilen hani yiğidin

:::::::::::::::::::

SEYRANİ

19. yüzyıl gizemci halk şiirinin büyük ustası, kuşkusuz, Seyrani’dir.

Dahası, yergiciligi taşlamacılığı bir bakıma, gizemciliğini bastıran,

haksızlığa, rüşvete, kıyıcılığa, toplumsal dengesizliklere, kaba sofuluğa, ahlaksızlığa

karşı gözünü budaktan esirgemeden, korkmadan, çekinmeden savaşım veren, bu

arada inancasının gereklerini de bir yana itmeden, şiirsel yapıdan,

söyleyişten uzaklaşmadan, etkin, kalıcı şiirlerini sazıyla halk içinde söyleyen güçlü

bir ozan Seyrani.

Şiirlerinin çoğunun bugün de güncelliğini yitirmemiş olması, halk

katında büyük saygınlık kazanması, Seyrani’nin gücünü belirlemesi bakımından

ilginçtir.

Seyrani, Kayseri’nin şimdiki adı Develi olan Everek ilçesinde

dogmuş, gene doğduğu yerde ölmüştür. Yoksul bir mahalle imamı olan Cafer

Hoca’nın oğludur. Asıl adı Mehmet’tir.

Bir saptamaya göre, 1807 yılında doğmuş, 1866 yılında ölmüştür. Ancak, bu

tarihlerin doğruluğu üzerinde kuşkular da vardır.

Medresede birkaç yıl okuduktan sonra ayrılmış, İstanbul’a gitmiştir.

İstanbul’da yedi yıl kaldığı anlaşılıyor. İstanbul’da “bilimsel ve kültürel öğrenim”

gördüğünü şiirlerinde söylüyor. Bir yandan da Alevi-Bektaşiliği seçmiş,

tekkelere gitmiştir.

Yergici taşlamacı yanını acımasızca kullanmaktan çekinmemiştir.

Anlaşılan odur ki Seyrani doğasal olarak her türlü yanlışlıklara karşı çıkmadan,

olayları, kişileri yermeden edememektedir. Bu yüzden olacak İstanbul’da

seçkinleri yerdiği için hakkında kovuşturma açılmış, o da bir dostunun yardımıyla

İstanbul’dan kaçıp Develi’ye gelmiş, bir daha da İstanbul’a gitmemiştir.

Özellikle Orta Anadolu’da gezdiği anlaşılan Seyranı’nin “Aşık

Toplantıları”na katıldığı, düzenlenen türlü sazlı sözlü yarışmalarda hep önde gittiği

anlaşılıyor.

Yaşamının sonuna doğru bir sinir hastalığına da tutulan Seyrani’ye son

döneminde “Deli” dendiği saptanıyor. Seyrani’nin yaşamı acılarla,

yoksulluklarla geçmiştir. Yaşamı böyledir de Seyrani, bütün bunlara karşın yaşama

sevincini hiçbir zaman yitirmemiştir. Direncini yitirmemiştir. Yoksulluğunu,

çektiği acıları, dik kafalı bir ozan oluşuna bağlamak da, pek yanlış olmaz.

Seyrani’nin yaşadığı dönemde ülkede de birtakım değişiklikler, yenilikler

başlamıştır. Çağdaş okullar açılmaya, yeni mahkemeler kurulmaya başlamış,

ülkeye telgraf gelmiş çeşitli yenileşme çabaları gözlenir olmuştur. Bütün

bunları Seyrani’nin yakından izlediğini halkın üzerindeki etkileri

gözlediğini, şiirlerinden çıkarma olanakları vardır. Bu bakımdan Seyrani, kendisinden önceki

ozanlar gibi alışılmış konu sınırlarını aşan çağdaş olayların, oluşumların içine girmeye

çalışan bunları eleştirel gözle değerlendirmeye yönelen bir ozan

olarak özellikle dikkati çekmektedir.

Seyrani’nin bu yergici, taşlamacı yanı sıra içtenlikli, duyarlılıklı bir

yanı olduğu da görülüyor.

Herhalde Seyrani, çağının da tüm halk şiirimizin de üzerinde önemle

durulması gereken en güçlü, en ilginç ozanlarından biridir. Güncelliğini

yitirmeme başarısını göstererek, diliyle, deyişiyle, konusuyla, deme ustalığıyla

güçlü, saygın bir ozan Seyrani.

SEYRİMDE BİR ŞEHRE EYLEDİM NAZAR

Seyrimde bir şehre eyledim nazar

Gördüm elvan türlü meyhaneler var

Teşne var mı diye sakiler gezer

Ellerinde dolu peymaneler var

Bir takım doldurur bir takım sunar

Bir takım susamış bir takım kanar

Bir takım söğünmüş bir takım yanar

Bir takım çevrilir pervaneler var

Bir eli kaseli bir eli taslı

Bir takım keyifli bir takım yaslı

Bir takım deli var bir takım uslu

Bir takım aşk içre mestaneler var

Aşık olan mürşidine yan verir

Bu Seyrani dilden dile şan verir

Hast’olmadan pır önünde can verir

Nice bizim gibi divaneler var

::::::::::::::::::

HAK YOLUNDA GİDENLERİN

Hak yolunda gidenlerin

Asa olsam ellerine

Er pir vasfın edenlerin

Kurban olsam dillerine

Torunuyuz bir dedenin

Tohumuyuz bir bedenin

Münkir ile cenk edenin

Silah olsam ellerine

Bir üstada olsam çırak

Bir olurdu yakın ırak

Kemiğimi yapsam tarak

Yar saçının tellerine

Vücudumu kavursalar

Yönüm yare çevirseler

Harman edip savursalar

Muhabbetin yellerine

Vakit kalmadı durmağın

Kaldır Seyrani parmağın

Deryaya akan ırmağın

Katre olsam sellerine

:::::::::::::::

EĞLEN HOCAM EĞLEN BİR SUALİM VAR

Eğlen hocam eğlen bir sualim var

İz’an nedir erkan nedir yol nedir

Seni bana gayet fazıl dediler

İçerimde bir yaram var bil nedir

Cennetin kapısın Sallallah açar

Şeriat işini Muhammed seçer

Seksen bin evliya yurdundan göçer

Onları bekleten mutlu kul nedir

Muhammed dinidir yaptığım tapı

Bozulmaz Mevla’nın yaptığı yapı

On iki bahçede kırk sekiz kapı

Eşiği bekleyen iki kul nedir

Kıldan ince derler Sırat’ın yolu

Önünde Devletlu ardında Ali

Üçyüz altmış birdir selvinin dalı

Dalında açılan iki gül nedir

Başına baglamış al yeşil çember

Kokuyor ağzında misk ile amber

Seksen bin evliya yüzbin peygamber

Önünde gidiyor iki kul nedir

Seyrani der diyar diyar gezmedim

Kalem alıp kaşın gözün yazmadım

Elim ile bir gemicik düzmedim

Gemi nedir derya nedir yol nedir

:::::::::::::::::::::

EVVEL GİYMEZ İKEN İPEK MİNTANI

Evvel giymez iken ipek mintanı

Geyersin eğnine çul yavaş yavaş

Feragat kıl bırak aşk ü sevdayı

Olma bir dlibere kul yavaş yavaş

Heder olsa bir pul için her demin

Muhannet babına basma kademin

Emsaliyle konuşmayan ademin

Altun ismi olur pul yavaş yavaş

Soyundum libasım oldum uryanı

Seyrettim köşeyi çarhı devranı

Bu dünyanın işi bitti Seyrani

Başına bir çare bul yavaş yavaş

::::::::::::::::::::

GÖNÜL SERDEN GEÇER YARDAN GEÇEMEZ

Gönül serden geçer yardan geçemez

Bağlanmış ikrara kavi özlüyüm

Her sözüm dinleyen özüm seçemez

Sırat köprüsünden ince sözlüyüm

Benim sözüm çürük değil sağ gibi

Çürük sözler erir akar yağ gibi

Üzerinden kervan geçer dağ gibi

Yokuşluyum sanma beni düzlüyüm

Yolcu ateş yanmak ile yol yanmaz

Erenlerin dokuduğu çul yanmaz

Cehennemde günah yanar kul yanmaz

Ben günahtan sürmelenmiş gözlüyüm

Seyrani aradım onu her yerde

Aşk-ı hakikatle düştüm bu derde

Tuttum günahımdan yüzüme perde

Rabbim divanında kara yüzlüyüm

::::::::::::::::::::

MUHABBET KÜPÜNÜN OLSAM ŞARABI

Muhabbet küpünün olsam şarabı

Yar beni doldurup içer mi bilmem

Mamur olmak için gönül harabı

Bir mimar eline geçer mi bilmem

Aşıkın olmaz mı çile çekmezi

Çilenin olmaz mı boyun bükmezi

Helal süde katan haram pekmezi

Seçmek murad etse seçer mi bilmem

Bübüle gül yarar deveye diken

Çiledir aşıkın boynunu büken

Tarlasına haram tohumu eken

Helal mahsulünü biçer mi bilmem

Kimi mevtasına kefen biçmiyor

Kimi helal rızık yiyip içmiyor

Yavrusundan köpek bile geçmiyor

Hak Seyrani’sinden geçer mi bilmem

:::::::::::::::::::::::

YUMURTASIN KOKUTMAĞA

Yumurtasın kokutmağa

Yatar sanma gürke beni

Aşkın dersin okutmağa

Sanma korkup ürke beni

Ben aşıkın birisiyim

Ölü değil dirisiyim

Siyah tilki derisiyim

Kapla samur kürke beni

Canbazım ben aşk ipinde

Büyür meyve hep çöpünde

Temiz aşkın zevk küpünde

Sanma sulu sirke beni

Seyrani bir arı beyi

Çiçeği aşkın göbeği

Nazlıyım gözüm bebeği

Düşüremen çirke beni

:::::::::::::

MAHKEME MECLİSİ İCAT OLDUĞU

Mahkeme meclisi icat olduğu

Çeşme-i rüşvetin akmaklığından

Kaza bela ile alem dolduğu

Kazların kadıya uçmaklığından

Selefin rüşvetle hüccet yazması

Halefin anlayıp hükmün bozması

Yıkılan binanın birden tozması

Asıl sermayenin topraklığından

Asıl sermaye-i niyabetleri

Emval-i eytamdır ticaretleri

Davet-i rüşvete icabetleri

Sıdk ile gönlünün alçaklığından

Bülbülün aşkıdır dalda öttüğü

Çobanın südedir koyun güttüğü

Toprağın Habil’i kabul ettiği

Şüphesiz yüzünün yumşaklığından

Dünyadan ahrete gidip gelmemek

Olmasa iktiza eder ölmemek

Balık baştan kokar bunu bilmemek

Seyrani gafilin ahmaklığından

:::::::::::::::::::

EYVAH FUKARANIN BELİ BÜKÜLDÜ

Eyvah fukaranın beli büküldü

Medet ticaretin gücüne kaldık

Eyiler alemden göçtü çekildi

Bizler zamanenin piçine kaldık

Rüşvet ile yarar hakim hücceti

Hüccet ile alır kadı rüşveti

Halk bilmiyor dini şer’i sünneti

Bozuldu sikkenin tuncuna kaldık

Sene bin iki yüz altmış beş tamam

Okunur ezanlar boş bekler imam

Seyrani bu nutkun sonu vesselam

İnanın dünyanın ucuna kaldık

::::::::::::::::::

ATEŞ VAPURUNU İCAT EDENLER

Ateş vapurunu icat edenler

Yelken açıp yel kadrini ne bilsin

Süleyman’dır kuş dilini söyleyen

Her Süleyman dil kadrini ne bilsin

Hayvanlarda bir kaç çeşit fırkalar

Kimi düzden aşar kimi yorgalar

Necasete müştak olan kargalar

Has bahçede gül kadrini ne bilsin

Seyrani Baba’nın beli büküldü

Ağzının içinde dişi söküldü

Davut Nebi sadasından çekildi

Saz çalmayan tel kadrini ne bilsin

::::::::::::::::::::::

PİNTİNİN DİK KULAKLISI

Pintinin dik kulaklısı

Boynu yoğun eşek olur

Pek mülayim yolaklısı

Sanma tunçtan gevşek olur

Yolda koşar ive ive

Çarığını geve geve

Top vaktinde olur deve

Yük vaktinde köşek olur

Dök Seyrani gözden yaşı

Sağlıktır her işin başı

Merdin eşiğinin taşı

Kuş tüyünden döşek olur

::::::::::::::::

DESTAN

Asırda acaip işler çoğaldı

Bilmem bu işleri kimler ediyor

Dünyayı hep rezil köpekler aldı

Gelen ümeraya karşı gidiyor

Biraz bahsedeyim ehl-i zamandan

Yahşılar aşagı düştü yamandan

Aralık itleri olmuş kumandan

Uyuz it kurtlara kumand’ediyor

Buğday unu beğenmiyor enikler

İplikten aşağı düştü ipekler

Hep sedire geçti itler köpekler

Hanedan ayakta hizmet ediyor

Koltuk kılı fark olmuyor sakaldan

Tüccarlar aşağı indi bakkaldan

Aslanlara çoban düşmüş çakaldan

Şimdi aslanları çakal güdüyor

Mekteple medrese ortadan kalktı

Meyhana kerhana meydana çıktı

Ar namus denen şey ortadan kalktı

Şimdi kişi bildiğine gidiyor

Sarhoşlar çoğaldı kalmadı ayık

Bu asır böylece hallere layık

Müzevirin adı muhbir-i sadık

Şimdi kişi bildiğine gidiyor

Şahinler hurdunu tuttu yarasa

Baklava yerine geçti pırasa

Şimdi rağbet deyyus ile terese

Zamane bunlara rağbet ediyor

Bey kürkünü beğenmiyor köçekler

Babasına akl’öğretir çocuklar

Yumurtadan burnu çıkan cücükler

Horoz oldum diye cık cık ediyor

Küçükler büyüğe çorap geydirir

Tatlıyı insana acı yedirir

Seyrani zamane böyle dedirir

Şimdi kişi bildiğine gidiyor

:::::::::::::::::::

EFENDİM ALMIŞ ZÜĞÜRTLÜK

Efendim almış züğürtlük

Kaşa beni göze beni

Sürükler yıl cepte dörtlük

Yaz bahar kış güze beni

Dedim: Züğürtlük çelebi

Nedir ezdiğin sebebi

Ben değilim yoğurt gibi

Yağım çıkar öze beni

Ateş belli yakışından

Günlük belli kokuşundan

Müflüslüğün yokuşundan

Kurtar çıkar düze beni

Dedi: Dinlemem ben çene

Bakalım beş yüze bine

Al da nişangahı dene

Çeşmin süze süze beni

Değil şimdi sırayıla

Padişahlık parayıla

Sikke ile turayıla

Muhtaç sanma söze beni

Seyrani ye şöyle böyle

Ne suçu var ise söyle

Şanına düşeni eyle

Ayna etme yüze beni

::::::::::::::

SOFU OLMAZ BİZİM HAM DEMİRİMİZ

Sofu olmaz bizim ham demirimiz

Haddeden çekilmiş teli biliriz

Yürütmüştür cansız dıvar pirimiz

Temiz zevki temiz dili biliriz

Sofu bilmiş olsa hakkı rızayı

Sazdan sözden kaçıp vermez riyayı

Ay gün yıldız gibi vermez ziyayı

Kuru arktan akan seli biliriz

Bizde bu dünyanın bina temelin

Cismi canla bildik ilm-i amelin

Sanma bizi arap taze kız gelin

Öpüp tükürecek eli biliriz

Vakıfız bu aşkın biz manasına

Talip ol Seyrani dal deryasına

Hazret-i Mevla’nın ehibbasına

Aşina olmayan eli biliriz

:::::::::::::::::::

SENE BİN İKİ YÜZ ALTMIŞ SEKİZDE

Sene bin iki yüz altmış sekizde

Alamet dumanı çöktü çökecek

Dikilecek kudret kalmadı dizde

Ecel belimizi büktü bükecek

Bitmez oldu harmanların eyisi

Hurma tadı verir erik kayısı

Sadrıazam etsen eğer seyisi

Ölmüş eşek arar nalın sökecek

Hiç çoban koyunu güder mi dağda

Olmasa gözleri süt yoğurt yağda

Meyvası bitmedik ağacı bağda

Sökerler Seyrani daldan kökecek

::::::::::::::::::::::

SİVASLI SITKI

Sivaslı olduğunu, 19. yüzyılda yaşadığını, dahası “evinin Seyitpaşa

Mahallesi”nde, en yakın arkadaşının da Sivaslı Ruhi olduğu biliniyor, ama yaşamıyla

ilgili başkaca bir bilgi elde edilememiş bugüne dek. Ünlü halk ozanı Emrah’ın şiirlerinde Sivaslı Sıtkı’dan söz eden

dizelerine rastlanıyor. Bir dizesinde: “Dediler Sıdkı Efendi gibi bir natık

vardır” diyor.

Buradan, ayrıca bu şiirdeki öteki dizelerden Sivaslı Sıtkı’nın güzel

konuşan, iyi öğrenim görmüş biri olduğu sonucuna da varılabilir.

Koşma türünde usta bir ozan olduğu da belli.

NE SAFASI KALDI BEZM-İ CİHANIN

Ne safası kaldı bezm-i cihanın

Alemde bir bade süzmedim gitti

İnsafa gelmedi o gül-i handan

Dağ-ı visalini gezmedim gitti

Taktı yar boynuma zülfü kemendin

Cihanda bulmadım misli menendin

Hane-i halvette bir miyan bendin

Müyesser olmadı sezmedim gitti

Hasretin döndürdü kaddimi nuna

Bir sevdası kaldı seri nümune

Dest-i sitem değdi sazı derune

Bozuldu tellerim düzmedim gitti

Sıdki’m ayrılık serime düştü

Yine aşk ateşi kaynayıp coştu

Kağıt alevlendi kalem tutuştu

Yare bir arzıhal yazmadım gitti

::::::::::::::::::::

SÖYLE YOSMAM SANA N’ETTİM N’EYLEDİM

Söyle yosmam sana n’ettim n’eyledim

Niçin bir yiğide düşman olursun

Bildir günahımı ben ne söyledim

Katlime yazılmış ferman olursun

Her gönül mü senin derdini çeksin

Ruhların lanedir türlü çiçeksin

Darılma bir danem pek küçeceksin

Büyüdükçe büyür yaman olursun

Yine yavrum doğru söze gitmezsin

Öyle bil ki muradına yetmezsin

Şu benim derdime derman etmezsin

Varır yedi yada Lokman olursun

Sıdkı her güzele bade içirme

Vefasız dilberle ömür geçirme

Ben hüma kuşuyum koldan uçurma

Yazık olur sonra pişman olursun

::::::::::::::::::::::

SÜMMANİ

Aşık Sümmanı, Erzurum’un Narman ilçesinin Samikale köyünde 1860

(kimi yerde 1862) doğmuş, 5 Ocak 1915 (kimi yerde 1914) tarihinde

gene kendi köyünde ölmüştür.

Aşık Sümmani’nin asıl adı Hüseyin’dir. Samikale köyünden Hasan

Ağa’nın oğludur. Önceleri babası gibi çobanlık yapmıştır. Sümmani yoksul

bir kişidir. Saz çalmasını Erzurum’da aşıklardan öğrenmiştir. Düşsel sevgilisi

“Gülperi”yi bulmak için Kafkasya’yı, İran’ı, Afganistan’ı, Hind’i,

Turan’ı dolaştığı, sonunda da sevgilisini bulamadan köyüne döndüğü söylentiler arasındadır.

Ardahan, Posof, Çıldır, Kars dolaştığı yöreler arasındadır. Sümmani Kırım’a

da gitmiştir.

Sümmani’nin bir oğlu olmuş. Kendisi çok yoksul, karayazgılı bir yaşam

sürdüğünden olacak oğlunun adını Şevki koymuş.

Halk ozanlığının özelliklerini koruyan, içten, duyarlı, deyişinde usta

bir ozan Sümmani. Bu yüzden halk arasında geniş ün kazanmış, etkin olmuştur.

ŞU KARŞIKİ YÜCE DAĞLAR

Şu karşıki yüce dağlar

Acep bizden dağlar m’ola

Kara yaslı benim anam

Oğul der de ağlar m’ola

Kabeden gelir hacılar

Yürekte çoktur acılar

Evdeki çifte bacılar

Kardaş der de ağlar m’ola

Yol üstünde biten otlar

Her gelen bizi öğütler

Kavım kardaş koç yiğitler

Yolda der de ağlar m’ola

Nedir cürmüm nedir hatam

Nice gurbet ilde yatam

Ak sakallı benim atam

Oğul der de ağlar m’ola

Sümmani’yem oldum talan

Nice gurbet ilde kalam

Bir küçücek Şevki balam

Dadaş der de ağlar m’ola

:::::::::::::::::

ÇEKME ŞU DÜNYANIN ENDİŞESİNİ

Çekme şu dünyanın endişesini

Devir eyle gönlün dört köşesini

Kemlik ile kırıp kal şişesini

Dönüp ona derman olsan ne fayda

Arabi Farisi dilin olmazsa

Bülbüle münasip gülün olmazsa

Elbet bir meslekte elin olmazsa

Dava ile sultan olsan ne fayda

Bir gün olsun Yaradan’ı anmazsan

Mecnun olup aşk oduna yanmazsan

Bir güzelin sinesine konmazsan

Hayal ile mihman olsan ne fayda

Bir yazı ki kara gelir kalemde

Sözü hor görünür her bir kelamda

Bir yar seni sevmediyse alemde

Sen o yara kurban olsan ne fayda

Sümmani der Yaradan’ı zikreyle

Birliğini bilip daim şükreyle

Ta ezelden gelen işi fikreyle

Başa geçip pişman olsan ne fayda

::::::::::::::::::::::

TÖVBEKAR OL GÖNÜL TARİKTEN ÇIKMA

Tövbekar ol gönül tarikten çıkma

Namertten şefaat şifadar olmaz

İyilik eyle sakın bir gönül yıkma

Görüşme kötüyle onda ar olmaz

Dinleme dünyanın kıyl ü kalini

Düşürme üstüne el vebalini

Gözetle kamilin bir kemalini

Zira böyle kişi bahtiyar olmaz

Namertler içinden hicret et durma

Yapacağın hayrı kimseye sorma

Kişizadelikle kendini kurma

Mezar taşı ile iftihar olmaz

Hisse-mend ol kamillerin sözünden

Başka yoktur kazan özü özünden

Evlat düşse atasının gözünden

Huda razı olup berhudar olmaz

Münafıkın yeri her dem nar iken

Düşman olsa korkma Mevla var iken

Bir adamın ezel vakti var iken

Sonu yoksul olsa gözü dar olmaz

Yoksulluk dediğin ömürü söker

Katranı kaynatsan olur mu şeker

Cinsi bozuk adam cinsine çeker

Aslı karademir gevherdar olmaz

Sözü geçmez bir mecliste gedanın

Bahtı kara olup vatan-cüdanın

Sonu karanlıktır haramzadenin

Çalıp çırpma ile kesb-i kar olmaz

Sümmani ah edip sararıp solma

Gelen Tanrı’dandır kimseden bilme

Sevilen bir yere çok gidip gelme

Kesilir muhabbet itibar olmaz

:::::::::::::::::::

KALKIN VERİN ŞU AŞIKIN SAZINI

Kalkın verin şu aşıkın sazını

Nasihat eylerse tutun sözünü

Ejderha misali açmış ağzını

Korkarım yutacak yer beni beni

Şimdi menzilimiz yüceden yüce

Çok masarif edip girmeyin borca

Varından ziyade bir altın harca

Sarıp gül kefene koy beni beni

Yıktı yüreğimi şu hasret abı

Akıttım gözümden kan ile habı

Avuçlayıp yerden alın türabı

Savurun başıma vay beni beni

Sümmani dünyadan uçmuş gidiyor

Ecel şerbetinden içmiş gidiyor

Cümle yarenleri kalmış gidiyor

Mahşerde görürsüz siz beni beni

:::::::::::::::::::::

YA BEN DERDİM KİME ŞEKVA EDEYİM

Ya ben derdim kime şekva edeyim

Hicran benim firkat benim veren ben

Hangi bir tabibe sual edeyim

Mecruhu ben Lokman’ı ben saran ben

Bu dert benden olur mu ki hiç nihan

Kişi kemaline bu mudur nişan

Soldu güller bozulalı gülistan

Bahçesi ben bahçıvan ben deren ben

Vefalıda acır sandım ben anı

Çıktım yola arda koydum vatanı

Kime sual edem ben o civanı

Gelici ben gidici ben varan ben

Ahvalimce nice çekeyim aman

Harab oldum onu gördüğüm zaman

Bakmadı ahıma ol şah-ı huban

Aldanan ben sızlanan ben yeren ben

Ben gönlümü senden etmem hiç beri

Söyle güzel nasıl dönem ben geri

Ne idem de unutam o gözleri

Ülfet eden nefret eden gören ben

Sümmani der vardım canan iline

Rahmetmedi gözlerimin seline

Her varımı her yogumu eline

Teslim alıp teslim edip veren ben

::::::::::::::::::::::

TOKATLI AŞIK NURİ

Doğum yılı kimi yerde 1825, kimi yerde de 1820 olarak geçiyor. Ölüm

yılı da değişik yerlerde değişik olarak gösterilmektedir. Bir yerde

1882, bir yerde 1899. Tokat’ta doğmuş, Samsun’da ölmüştür. Mezarı Samsun’da

Şeyh Kutbeddin Türbesi yakınlarındadır. Güçlüklerle geçen bir yaşamı olduğu

şiirlerinden anlaşılıyor. Yaşamıyla ilgili ayrıntılı bilgiler yok.

Yaklaşık 1844 yılında Erzurumlu Emrah’ın Tokat’a uğradığı, Tokatlı Nuri’yle karşılaştığı, Tokatlı

Nuri’nin Emrah’a bağlanarak ona çırak girdigi belirleniyor. Bundan sonra da

usta çırak dolaşmaya başlarlar. Bir aralık Rumeli’ye de yolları düştüğü söyleniyor.

Tokatlı Nuri çıraklıktan ustalığa yükselince, yanında yeni çıraklarda

yetiştirmiştir.

Bunların içinde Ceyhuni, Gayreti başlıcalarıdır. Tokatlı Nuri’de açıkça Erzurumlu

Emrah’ın etkileri görülür. Aruz ölçüsüyle yazdığı şiir denemelerinde başarılı

olamayan Tokatlı Nuri, geleneksel halk şiiri doğrultusunda içtenlikli şiirleriyle

dikkati çekiyor.

DİL İFLAH OLMAM BEN BU YARADAN

Ey dil iflah olmam ben bu yaradan

Hasretle dağlandım aşk ateşine

Genç ömrümde verdi bana Yaradan

Bir dahi vermesin kullar başına

Müşkil olurimiş düşmek bu derde

Günden güne artar yara ciğerde

Ağlayı ağlayı gurbet ellerde

Kan karıştı gözlerimin yaşına

Varlığım mahvetti dilde şadımı

İstedim vermedi Hak muradımı

Kam almadı deyü Nuri adımı

Böyle yazın mezarımın taşını

:::::::::::::::::::

EY FELEK BİR DERDE DÜŞÜRDÜN BENİ

Ey felek bir derde düşürdün beni

İşim gücüm aldın kar senin olsun

Aklım baştan alıp şaşırttın beni

Farkettim namusu ar senin olsun

Bülbüller feryadı gelsinler meşka

Bir şeye benzemez bu dert de başka

Pervaneler gibi ateşi aşka

Ben yandım kül oldum nar senin olsun

Açılmış bahçede sümbüller gibi

Açılmadan soldum ben güller gibi

Yavrusun yitirmiş bülbüller gibi

Feryad bana düştü zar senin olsun

Ruz ü şeb çeşminden kan döker aşık

Nuri’nin haline demezsin yazık

Bir dilberi bana görmedin layık

Şimdengeru cihan var senin olsun

::::::::::::::::::::

ARA YERİ KARLI DAĞLAR ALIP DA

Ara yeri karlı dağlar alıp da

Gayri dost iline varıp gelinmez

Yahşi hüner ister rah-ı talepte

Beyhude laf menzil alınmaz

Geçti bu alemin devri bozuldu

Bezm-i gülistanın gülleri soldu

Çay taşları yakut bahasın buldu

Gevherler ummana düştü bulunmaz

Nuri bu sözlerin gel eyle tekmil

Eyle suretini siyrete tebdil

Bu meşhur kelamdır alemde ey dil

Sağ iken kimsenin kadri bilinmez

::::::::::::::::::::::

İNKİSAR EYLEMEM YAZIK SERİNE

İnkisar eylemem yazık serine

Yatak içre can veresin vay sebep

Ağzından burnundan hicran yerine

Parça parça kan veresin vay sebep

Yata yata her bir yanın çürüsün

Zebaniler etrafını bürüsün

Damarın çekilsin kanın kurusun

Hastalara şan veresin vay sebep

Ne düşmüşsün bu Nuri’nin kastine

Yakan geçsin zebaniler destine

Dokuz ay yatasın bir yan üstüne

On bir ay da can veresin vay sebep

::::::::::::::::::::::

20. YÜZYIL

AŞIK ALİ İZZET ÖZKAN

AŞIK DURSUN CEVLANİ

AŞIK HÜSEYİN ÇIRAKMAN

AŞIK İHSANİ

AŞIK MAHZUNİ ŞERİF (Berçenekli)

AŞIK NESİMİ ÇİMEN

AŞIK TALİBİ

AŞIK VEYSEL

DERDİÇOK

HABİB KARAASLAN

KAĞIZMANLI HIFZI

MEHMET ÇAKIRTAŞ

MÜDAMİ (Posoflu)

YUSUFELİLİ HUZURİ

AŞIK ALİ İZZET ÖZKAN

Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Höyük köyünde 1902 yılında doğmuştur.

Babasının adı Musa Ağa, anasının adı Kamer’dir. Ali İzzet’in birinci

evliliğinden beş kızı iki oğlu, ikinci evliliğinden bir oğlu bir kızı vardır.

Çocuklarından kırk torunu olmuştur.

Ali İzzet Özkan Alevi’dir. Yaşamı oldukça dalgalı geçmiştir. Uzun yıllar

çiftçilikle uğraşmıştır. 1940 yılından sonra yaşamında kimi değişiklikler

başgösteriyor. Halkevleri ile ilişki kuruyor. Bir süre Köy

Enstitülerinde saz öğretmenliği yapıyor. Şiirlerini “yazılı” olarak söyleyen bir

halk ozanıdır. Ali İzzet Özkan’ı yarı kentli, yarı köylü bir halk ozanı saymak doğru olur.

20. yüzyılda yetişmiş ünü yaygın bir ozandır. Ne var ki, halk şiirimize

önemli katkılarda bulunduğu da söylenemez. Özellikle, tutarlı bir

eğitime, bilgiye dayanmadığı için kimi zaman sağda, kimi zaman solda görünme

çabasına girmiştir.

KÖMÜR GÖZLÜM

Nedendir de kömür gözlüm nedendir

Benim sabahaca uyumadığım

Varmış yad illerin koynuna girmiş

Benim öpmelere kıyamadığım

Goncanın yaprağı gülün dökümü

Esen ürüzgardan alam kokunu

Ben yalınız alamıyom uykumu

Tatlı dillerine doyamadığım

Al’İzzet’im gireceksin kanıma

Nasıl girdin şu hoyratın koynuna

Cellat m’oldun hançer çaldın boynuma

O yarin benlerin sayamadığım

::::::::::::::::::

KISKANIRIM

Mühür gözlüm seni elden

Sakınırım kıskanırım

Uçan kuştan esen yelden

Sakınırım kıskanırım

Kavumundan akrabandan

Kardeşinden öz babandan

Seni doğuran anandan

Sakınırım kıskanırım

Beşikte yatan kuzundan

Hem oğlundan hem kızından

Ben seni senin gözünden

Sakınırım kıskanırım

Havadaki turnalardan

Su içtiğin kurnalardan

Geyindiğin sırmalardan

Sakınırım kıskanırım

Al’İzzeti ancalardan

Elindeki goncalardan

Yerdeki karıncalardan

Sakınırım kıskanırım

::::::::::::::

GÜL YÜZLÜM

Gül yüzlü sevdiğim bostanım bağım

Bir mektup yazayım ellerinize

Merhamet sahibi azizim ağam

Yüreğin acısın kullarınıza

Gül bağrıma çarpa çarpa ağlarım

Boynun eğmiş iniliyor dağlarım

Yas çekiyor mor sümbüllü bağlarım

Mihrican dokundu güllerimize

Uçan kuştan haberini umarım

Bir yel esse selam geldi sanarım

Kerem gibi ben de bir gün yanarım

Ataşlarınıza küllerinize

Muhanet dost beni yaktın yandırdın

Eşinden aynlmış kuşa döndürdün

Geleceğim deyi beni kandırdın

Baka bak’usandım yollarınıza

Zalim ölüm bugün bizi yasıyor

Amanımı mümkünümü kesiyor

Vallahi Al’İzzet sana küsüyor

Bir dahi basmayın illerinize

::::::::::::::::::

AŞIK DURSUN CEVLANİ

Aşık Dursun Cevlani’nin 1958 yılında yayımladığı “Daha Daha Nelerim

Var” adlı şiir kitabına yazdığı “önsöz”de Füruzan Selçuk, ozanla ilgili şu

bilgileri veriyor:

“Sarıkamış’ın Ağyar köyünde 1900 yılında doğan, Topçu Yüzbaşılarından

Hasan Beyin oğlu olan Dursun Cevlani gelmiş geçmiş şairlerimiz

hakkında geniş bilgisi olan ve ünlü Köroğlu Destanı’nın on iki kolunu bilen tek

aşıktır.”

Aşık Dursun Cevlani uzun yıllar Ankara’da yaşamıştır.

AĞAÇ DESTANI

Adıma agaç dediler

Şimdi dinle nelerim var

Biten meyvemi yediler

Daha daha nelerim var

Muhammedin beşiğiyim

Ulu Kabe eşiğiyim

Çorbanızın kaşığıyım

Daha daha nelerim var

Adem safi damı oldum

Nuh Nebi’ye gemi oldum

Müslümana cami oldum

Daha daha nelerim var

Fidan iken beni kırdın

Saban yaptın tarla sürdün

Dostum beni hor mu gördün

Daha daha nelerim var

Tarak oldum başınıza

Köprü oldum işinize

Her türlü savaşınıza

Daha daha nelerim var

Önündeki masa benim

Elindeki asa benim

Çanak çömlek kase benim

Daha daha nelerim var

Bina oldum yapı oldum

Çeşit çeşit kapı oldum

Kazma kürek sapı oldum

Daha daha nelerim var

Beni kolay mı bulursun

Ayrılsan nerde kalırsın

Ben olmasam sen ölürsün

Daha daha nelerim var

Sağ iken gönümü soydun

Hem de kestin biçtin oydun

Yağ peynir kaymak doldurdun

Daha daha nelerim var

Niçin beni mahvedersin

Ben tüfeksem sen bir ersin

Kabrine bile örtersin

Daha daha nelerim var

Ben ağacım gülüm vardır

Dalımda bülbülüm vardır

Kovanımda balım vardır

Daha daha nelerim var

Her bir yanımdan biçtiniz

Benim kanımı içtiniz

Niçin bağrımı deştiniz

Daha daha nelerim var

Kalem yaptın yazı yazdın

Gemi yaptın suda yüzdün

Sen ne için beni kestin

Daha daha nelerim var

Saz da yaptın tel uzattın

Göğsüme sedef bezettin

Benimle zaman oynattın

Daha daha nelerim var

Kaplarına terek benim

Fırındaki kürek benim

Al bayrağa direk benim

Daha daha nelerim var

Dursun Cevlan çekmem keder

Ağacın medhini eder

Şehirden ta köye kadar

Daha daha nelerim var

:::::::::::::::

AŞIK HÜSEYİN ÇIRAKMAN

1930 yılında Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Körklü köyünde doğmuştur.

Evlidir. Altı çocuğu vardır. Alevi bir aileden gelmedir. Genellikle

toplumsal taşlamacı yönü ağır basmaktadır.

DOKTOR DİYOR HİÇ ÜZÜLME DÜŞÜNME

Hasta oldum ciğerimde yaram var

Doktor diyor hiç üzülme düşünme

Zanneder ki çok birikmiş param var

Doktor diyor hiç üzülme düşünme

Arazim yok toprağım yok malım yok

Yekenip de kahamıyom halim yok

Haktan gayrı tutunacak dalım yok

Doktor diyor hiç üzülme düşünme

İneğim yok sağıp südün içemem

Yağı balı görsem ondan kaçamam

Heç bir zaman ben hakkımdan geçemem

Doktor diyor hiç üzülme düşünme

Bir saz ile altı yavru geçimi

Bizim yaşantımız köle biçimi

Ben bilirim sen bilemen içimi

Doktor diyor hiç üzülme düşünme

Çırakman’ım keder gitti gam geldi

Ben de sandım yaramıza em geldi

Bir şeyimden gayrısına zam geldi

Doktor diyor hiç üzülme düşünme

::::::::::::::::::::::

İNSANLIK

Odun yok kömür yok param kalmadı

Halimizi bir gel de gör insanlık

Ölmek istiyorum çarem kalmadı

Halimizi bir gel de gör insanlık

Yavrum yılda bir kez yemezken eti

Pirzolayla besler bazısı iti

Nasıldı unuttum kaymağı sütü

Halimizi bir gel de gör insanlık

Genellikle menfaata uyan var

Halk sırtından yeyip yeyip doyan var

Çıkar için insanlara kıyan var

Halimizi bir gel de gör insanlık

Zenginlere dem üstüne dem gelir

Fakirlere gam üstüne gam gelir

Her bir şeye zam üstüne zam gelir

Halimizi bir gel de gör insanlık

Çırakman’ım sazım ile gezerim

Halkım için gerçekleri yazarım

Korkum yoktur hazırlansa mezarım

Halimizi bir gel de gör insanlık

:::::::::::::::::::::::

GÜLEMEZSİN SEN

Senin için böyle mecnun olduğum

Ah çekip ağlarım bilemezsin sen

Hasretinle sararıp da solduğum

Akan gözyaşımı silemezsin sen

Vefasız dost hiç halimden bilmiyor

Ahdi çürük ikrarında durmuyor

İnkisar eylesem dilim varmıyor

Bahtı kara olup gülemezsin sen

Siyah saçın ince belik dokutmuş

Gözlerinden kanlı yaşlar akıtmış

Bilmem seni hangi hoca okutmuş

Birden böyle hırçın olamazsın sen

Artır Çırakman’ım derd ü feryadın

Lal olsun dillerim söylersem adın

Şu yalan dünyada gönül muradın

Dilerim Allah’tan alamazsın sen

::::::::::::::::::::::

AŞIK İHSANİ

11 Eylül 1973 günü Yeni Ortam gazetesinde kendi yaşam öyküsünü

anlatırken Aşık İhsani şöyle diyor: “1934’te Diyarbakır’da doğduğumu anam

söyler dururdu. İki yaşında babamı kaybetmişim. Dokuz yaşımdan sonra

Anadolu’yu ve birçok yabancı doğu ülkesini “bir dert treni” gibi

gezdim.

Oysa, kimi edebiyat sözlüklerinde, seçkilerde Aşık İhsani’nin doğum yılı

1930 olarak gösterilmektedir.

Aşık İhsani’nin soyadı “Sırlıoğlu”dur. Yurt içinde birçok yeri dolaştığı

gibi, yurt dışında başta Arap ülkeleri olmak üzere Fransa, Belçika,

İsviçre, Almanya, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Sri Lanka,

Endonezya, Avustralya gibi ülkeleri de dolaşmıştır.

Genellikle toplumsal yergi, taşlama yönünde şiirler söyleme çabası

içindedir.

Bu yüzden birkaç kez tutuklanmıştır. Siyasal eylemleri de görülmüştür.

SEN ÖLMÜYON

Behey benim yüce Tanrım

Ben ölüyom sen ölmüyon

Bu ne iştir ne hikmettir

Ben ölüyom sen ölmüyon

Anlamak isterim önce

Bunlar reva mıdır sence

Vaktim saatim gelince

Ben ölüyom sen ölmüyon

Barındığın koca handa

Kıyıda kenarda yanda

Belirli belirsiz anda

Ben ölüyom sen ölmüyon

İhsani’yem için için

Şimdi anlıyorum niçin

Allahsız olduğun için

Ben ölüyom sen ölmüyon

::::::::::::::

HEY GİDİ HEYYY…

Hey gidi hey bir zamanlar

Kandil dağı yaylasında

Dediğim dedikti benim

Kandil dağı yaylasında

Mevsimlerden ilkbahardı

Yerler benek benek kardı

Gönlümce bir hava vardı

Kandil dağı yaylasında

“Şahvelet”ler otağımdı

Delikanlılık çağımdı

Çam dalları yatağımdı

Kandil dağı yaylasında

İhsani’yem koşup seken

Az ilerde Palandöken

Yoktu bileğimi büken

Kandil dağı yaylasında

:::::::::::::::

OĞLUMA

Sana oğlum demem hayatta çiğsen

İstemem başına altın taç giysen

Yetiştirip iki ağaç diktiysen

İşte sen o zaman benim oğlumsun

Zalimin önünde boyun eymezsen

Haram malı helal deyip yemezsen

Ben İslamım o gavurdur demezsen

İşte sen o zaman benim oğlumsun

İyilik etmeyi az çok sezdin mi

Kötüyü gördüğün yerde ezdin mi

Şerefinle gurur duyup gezdin mi

İşte sen o zaman benim oğlumsun

İhsani’yem benim idi giden dün

Yarınlar senindir iyice düşün

İnsan olduğunu ögrendiğin gün

İşte sen o zaman benim oğlumsun

:::::::::::::::::::::

AŞIK MAHZUNİ ŞERİF (Berçenekli)

Asıl adı Şerif Çırık’tır. 1943 yılında Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı

Berçenek köyünde doğmuştur.

Mahzuni de toplumsal sorunlara eğilmeye çalışarak, taşlama, yergi

türünde ürünler vermektedir. Çağdaşları içinde Aşık İhsanı ile birlikte ünü

en yaygın olan halk ozanlarından biri sayılabilir.

ARARLAR BENİ

Ne dedimse halka hiç yaramadı

Ben gittikten sonra ararlar beni

Boşa cahillerin gözü karardı

Kuru çene ile yorarlar beni

Duman eksik olmaz her yüce dağda

Bülbül eksik olmaz her yeşil bağda

Atomun patlayıp bittiği çağda

Onun ötesinde sorarlar beni

Ebedi değildir bu yeşil bağlar

Ebedi değildir şu yüce dağlar

Öz kardaşım şu bizim softalar

Mezarımda bile kırarlar beni

Dövüştüm çekiştim ham sofuyunan

Dikildi karşıma boş kafayınan

Aşıklar gidemez bir sefayınan

Böyle boşu boşuna yorarlar beni

Mahzuni Şerif’im gayrı gam yemem

Ondan ötesini kimseye demem

Ufak vücuduma kefen istemem

Varsa insanlıkla sararlar beni

::::::::::::::::::::

İŞTE GİDİYORUM

İşte gidiyorum çeşmi siyahım

Önümüze dağlar sıralansa da

Sermayem derdimdir servetim ahım

Karardıkça bahtım karalansa da

Hayli dolaşayım yüce dağlarda

Dost beni bıraktı ah ile zarda

Ötmek istiyorum viran bağlarda

Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline

Sen beni bıraktın elin diline

Güldün Mahzuni’nin berbat haline

Mervan’ın elinde parelense de

::::::::::::::::::::

BİR KÖŞEDE YATAR AĞLARIM

Bu yıl benim yeşil bağım kurudu

Dolu vurdu yaprakları kurudu

Benim de saz tutan elim varidi

Şimdi bir köşede yatar ağlarım

Benim ile lokma yeyip içenler

Gölgemin altında konup göçenler

Sizi zalim dar günümde kaçanlar

Ben kendi kendime çatar ağlarım

Çırpına çırpına bir yuva kurdum

Bebeği görmedim kundağı gördüm

Deryada boğuldum karada vurdum

Çileden çileye batar ağlarım

Mahzuni Şerif’im budur ahvalim

Zamane bozulmuş insanlar zalim

Kıyamete kadar gider vebalim

Sabır edip matem tutar ağlarım

::::::::::::::::::::

AŞIK NESİMİ ÇİMEN

Aşık Nesimi Çimen özyaşamını özetle şöyle anlatıyor:

“1931 yılında Adana’nın Saimbeyli kazasına bağlı Fatmakuyu köyünde

doğdum. 1941’den sonra Kayseri’nin Sarız, Adana’nın Kadirli,

Maraş’ın Elbistan kazalarına geçtikten sonra 1963’te İstanbul’a geldim. (…)

Beş çocuğum var.

Saza on üç, on dört yaşlarında başladım.” (1973 yılı 23 Aralığında İstanbul

Sinematek Derneği’ndeki konuşmasından) Aşık Nesimi Çimen de, çağdaş halk ozanlarımız içinde toplumsal sorunlara

eğilmeyi, onları değerlendirmeyi, çok zaman yergiyi, taşlamayı yeğleyen

bir halk ozanı.

BANA

Tur edip alemi gezdim cihanı

Yok Anadolu’dan güzel yurt bana

Serpilmiş cihana vatan yavrusu

Gördüm hallerini acı dert bana

Dünyaya bedeldir milletin ferdi

Gördüm yuvasını artıyor derdi

Zalimler her yerde eziyor merdi

İnsan dışı bunlar birer kurt bana

Gördüm hallerini ağlar gezerim

Garibim gurbette candan bezerim

Nesimi’yim Anadolu mezarın

Olsun bitsin bezden kefen yırt bana

:::::::::::::::::::::

AŞIK TALİBİ

Çağdaş halk ozanlarımızdan Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Tonus köyünde

dogmuştur. Doğum yılı kimi yerde 1904, kimi yerde 1905 olarak

gösteriliyor.

Asıl adı Talibi Coşkun’dur. Çağdaş halk ozanlarımız içinde tanınmışların

önde gelenlerindendir.

HAKKA TAPINAN AŞIKLAR

Hakka tapınan aşıklar

Ayrılmaz bir yola gider

Dünya malına tapanlar

Her biri bir kula gider

Çarh-ı felek gökte döner

Rahmet melekleri iner

Her çiçeğe arı konar

Ayrı ayrı bala gider

Gönlünü enginde gezdir

Malını meydana düzdür

Altını sarrafa bozdur

Başka yerde pula gider

Sahipsize kimse bakmaz

Tarlasına suyu akmaz

Kız evladı ocak yakmaz

O da bir gün ile gider

Aslı yandı Kerem ile

Derde düştü verem ile

Mal kazanan haram ile

Ahirine sele gider

Talibi arar dermanı

Süremedim şu devranı

Uçtu kuşların kervanı

Her biri bir dala gider

:::::::::::::::

GÜNEŞ GİBİ ŞAHSIM OLSA

Güneş gibi şahsım olsa

Devlet gibi tahtım olsa

Gazi gibi bahtım olsa

Yine bana gelen olmaz

Güller açsam bağlar gibi

Gazel döksem çağlar gibi

Altın olsam dağlar gibi

Kıymetimi bilen olmaz

Hazne dolu akçam olsa

Türlü kumaş bohçam olsa

Yalan dünya bahçem olsa

Benden bir gül alan olmaz

Kuş olsam gezsem havayı

Arayıp bulsam yuvayı

Dünyada kuru davayı

Benim gibi çalan olmaz

Talibi der ki n’olurum

Mekanı nerde bulurum

Korkarım garip ölürüm

Cenazemi kılan olmaz

::::::::::::::

BOZ ÖKÜZ DESTANI

Çepni’ye gitmeğe niyet eyledik

Dedim arkadaşım kinli boz öküz

Yorulup da bizi yolda komasın

Ömer Çavuş dedi canlı boz öküz

Öğleden evvel Tonus’tan koştuk

Uğrumuz Şarkışla yoluna düştük

Kalfa köyün üstün yel gibi aştık

Yönünü yokuşa döndü boz öküz

Kinli develere benzer bakışı

Mısır dablağına benzer kakışı

Boş kağnıynan çıkamıyor yokuşu

Dermanı kesilmiş canı boz öküz

Yokuşu çıkınca gözler büyüdü

Gayri iyi gider bu bir huyudu

Ömer Çavuş hırsından yattı uyudu

Kanak’ın düzüne indi boz öküz

Ol gece gitmedik Kanak’ta kaldık

Çok ikram ettiler rahatta olduk

Sabahınan bir çok arkadaş bulduk

Boş koyversen gider selli boz öküz

Düz yere gelirse gayet tellenir

Yokuşu çıkarken gitmez yellenir

Yavaş gider beşik gibi sallanır

Üğrüleyim seni nenni boz öküz

Yine yere yattı başın kaldırır

Beni utandırır eli güldürür

Senin bu işlerin beni öldürür

Adını koyarlar kanlı boz öküz

Akşama kadar vardık Cemel’e

Üstümüz toz oldu döndük hamala

Gazeteler yazsın Gazi Kemal’e

Söylesin irfanın ünlü boz öküz

Cemel’den gitmedik döndük geriye

Kalın yiğidini yolla buraya

Böylesi mal düşmesin fukaraya

Benim senden bağrım yandı boz öküz

Talibi’m der ki bu nasıl alamet

Ellerin içinde olduk malamat

Şükür olsun eve geldik selamet

Bize zahmet verdin şanlı boz öküz

:::::::::::::::::::::

AŞIK VEYSEL

Aşık Veysel Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde 1894 yılında

doğmuştur. 21 Mart 1 973’te gene kendi köyünde ölmüştür.

1901 yılında Sivas’ta başlayan bir çiçek salgını sonucu sol gözünü

yitirmiş, sağ gözüne perde inmiştir. Bir süre sonra, bir olasılıkla

kurtarılabilecek olan sağ gözüne bir değnek saplanmış, bu gözünü de

yitirmiştir. Böylece, bütün yaşamı boyunca bir karanlıklar dünyasında

yaşamıştır Aşık Veysel.

Veysel iki kez evlenmiştir. Bütün Anadolu’yu dolaşmıştır. Köy

Enstitülerinde saz öğretmenliği yapmıştır.

Aşık Veysel, 1931 yılına dek, köyünün dar çevresi içinde yaşamıştır.

1931 yılında Sivas’ta düzenlenen “Aşıklar Bayramı”na katılmış, adını o

bayramda duyurmuştur. Aşık Veysel’i bulup çıkaran kişinin Ahmet Kutsi

Tecer olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Aşık Veysel de bu gerçeği

vurgular:

“Dilimin bağını çözmüştür” der, Ahmet Kutsi Tecer için.

1965 yılında TBMM, özel bir yasayla Veysel’e aylık bağlama

haktanırlığını göstermiştir.

Kimilerine göre, halk şiirimiz Aşık Veysel’le noktalanmıştır. Çağımızdaki

halk ozanlarına baktığımızda, bu sert yargının çok da yanlış olmadığını

söylemek gerekiyor. Bundan sonra çıkacak güçlü halk ozanlarına kapıyı açık

bırakarak.

Aşık Veysel de Alevi bir ozandır. Bütün şiirlerinde olmasa bile,

kendisini bugün olduğu gibi yarın da andıracak, kalıcı nitelikte

duyarlığı yoğun, demesi usta, biçimlemesi yerinde şiirleri vardır. Herhalde,

20. yüzyıl halk şiirimizin en yetkin temsilcisi olarak Aşık Veysel’i saymak,

gerekli, yerinde bir değerlendirme olur.

GÜZELLİN ON PAR’ETMEZ

Güzelliğin on par’etmez

Şu bendeki aşk olmasa

Eğlenecek yer bulaman

Gönlümdeki köşk olmasa

Tabirin sığmaz kaleme

Derdin dermandır yareme

İsmin yayılmaz aleme

Aşıklarda meşk olmasa

Kim okurdu kim yazardı

Bu düğümü kim çözerdi

Koyun kurt ile gezerdi

Fikir başka başk’olmasa

Güzel yüzün görülmezdi

Bu aşk bende dirilmezdi

Güle kıymet verilmezdi

Aşık ve maşuk olmasa

Senden aldım bu feryadı

Bu imiş dünyanın tadı

Anılmazdı Veysel adı

O sana aşık olmasa

::::::::::::

SEN BİR CEYLAN OLSAN BEN DE BİR AVCI

Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı

Avlasam çöllerde saz ile seni

Bulunmaz dermanı yoktur ilacı

Vursam yaralasam söz ile seni

Kurulma sevdiğim güzelim deyin

Bağlanma karayı alları geyin

Ben bir çoban olsam sen de bir koyun

Beslesem elimde tuz ile seni

Koyun olsan otlatırdım yaylada

Tellerini yoldurmazdım hoyrada

Balık olsan takla dönsen deryada

Düşürsem toruma hız ile seni

Veysel der ismini koymam dilimden

Ayrı düştüm vatanımdan ilimden

Kuş olsan da kurtulmazdın elimden

Eğer görsem idi göz ile seni

::::::::::::::::::

MEKTUP YARE SELAMIMI ULAŞTIR

Al katip kalemi yaz bu selamı

Mektup yare selamımı ulaştır

Bir yar için terkeyledim sılamı

Mektup yare selamımı ulaştır

Şarkışla kazamdır Sivralan köyüm

Geçti ömrüm gurbet elde neyleyim

“Gel” diyorsa bu illerde durmayım

Mektup yare selamımı ulaştır

Yardan ayrılalı yaralı sinem

Gam ile kurulmuş temelim binam

Ağlar mı güler mi gör benim sunam

Mektup yare selamımı ulaştır

Gider bu hasretlik yıla yetmez mi

İsmin tesbih ettim dile yetmez mi

Bülbülün feryadı güle yetmez mi

Mektup yare selamımı ulaştır

Gönüle hasiret göze yol yaman

Veysel’i söyletir bir kaşı keman

Mektup ile konuşalım bir zaman

Mektup yare selamımı ulaştır

:::::::::::::::::::

YENİ MEKTUP ALDIM GÜL YÜZLÜ YARDAN

Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan

Gözletme yolları gel deyi yazmış

Sivralan köyünden bizim diyardan

Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış

Beserek’te lale sümbül yürüdü

Güldede’yi çayır çimen bürüdü

Karataş’ta kar kalmadı eridi

Akar gözüm yaşı sel deyi yazmış,

Eğlenme gurbette yayla zamanı

Mevlayı seversen ağlatma beni

Benek benek mektuptadır nişanı

Gözyaşım mektupta pul deyi yazmış

Kokuyor burnuma Sivralan köyü

Serindir dağları soğuktur suyu

Yar mendil göndermiş yadigar deyi

Gözünün yaşını sil deyi yazmış

Veysel bu gurbetlik kar etti cana

Karıştır göçünü ulu kervana

Gün geçirip fırsat verme zamana

Sakın uzamasın yol deyi yazmış

:::::::::::::::::::::

KARA TOPRAK

Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim sadık yarim kara topraktır

Beyhude dolandım boşa yoruldum

Benim sadık yarim kara topraktır

Nice güzellere bağlandım kaldım

Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum

Her türlü isteğim topraktan aldım

Benim sadık yarim kara topraktır

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi

Yemek verdi ekmek verdi et verdi

Kazma ile döğmeyince kıt verdi

Benim sadık yarim kara topraktır

Ademden bu deme neslim getirdi

Bana türlü türlü meyva yetirdi

Her gün beni tepesinde götürdü

Benim sadık yarim kara topraktır

Karnın yardım kazmayınan belinen

Yüzün yırttım tırnağınan elinen

Yine beni karşıladı gülünen

Benim sadık yarim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi

Bunda yalan yoktur herkes de gördü

Bir çekirdek verdim dört bostan verdi

Benim sadık yarim kara topraktır

Havaya bakarsam hava alırım

Toprağa bakarsam dua alırım

Topraktan ayrılsam nerde kalırım

Benim sadık yarim kara topraktır

Dileğin varsa iste Allah’tan

Almak için uzak gitme topraktan

Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan

Benim sadık yarim kara topraktır

Hakikat ararsan açık bir nokta

Allah kula yakın kul da Allah’a

Hakk’ın gizli hazinesi toprakta

Benim sadık yarim kara topraktır

Bütün kusurumuzu toprak gizliyor

Merhem çalıp yaralarım düzlüyor

Kolun açmış yollarımı gözlüyor

Benim sadık yarim kara topraktır

Her kim olursa bu sırra mazhar

Dünyaya bırakır ölmez bir eser

Gün gelir Veysel’i bağrına basar

Benim sadık yarim kara topraktır

::::::::::::::::::::::

DOSTLAR BENİ HATIRLASIN

Ben giderim adım kalır

Dostlar beni hatırlasın

Düğün olur bayram gelir

Dostlar beni hatırlasın

Can kafeste durmaz uçar

Dünya bir han konan göçer

Ay dolanır yıllar geçer

Dostlar beni hatırlasın

Can bedenden ayrılacak

Tütmez baca yanmaz ocak

Selam olsun kucak kucak

Dostlar beni hatırlasın

Ne gelsemdi ne giderdim

Günden güne arttı derdim

Garip kalır yerim yurdum

Dostlar beni hatırlasın

Açar solar türlü çiçek

Kimler gülmüş kim gülecek

Murat yalan ölüm gerçek

Dostlar beni hatırlasın

Gün ikindi akşam olur

Gör ki başa neler gelir

Veysel gider adı kalır

Dostlar beni hatırlasın

:::::::::::::::

UZUN İNCE BİR YOLDAYIM

Uzun ince bir yoldayım

Gidiyorum gündüz gece

Bilmiyorum ne haldeyim

Gidiyorum gündüz gece

Dünyaya geldiğim anda

Yürüdüm aynı zamanda

İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece

Uykuda dahi yürüyom

Kalmaya sebep arıyom

Gidenleri ben görüyom

Gidiyorum gündüz gece

Kırkdokuz yıl bu yollarda

Ovada dağda çöllerde

Düşmüşüm gurbet ellerde

Gidiyorum gündüz gece

Düşünülürse derince

Irak görünür görünce

Yol bir dakka miktarınca

Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel işbu hale

Gah ağlaya gahi güle

Yetişmek için menzile

Gidiyorum gündüz gece

::::::::::::::

SAZIM’A

Ben gidersem sazım şen kal dünyada

Gizli sırlarımı aşikar etme

Lal olsun dillerin söyleme yada

Garip bülbül gibi ah ü zar etme

Gizli dertlerimi sana anlattım

Çalıştım sesimi sesine kattım

Bebe gibi kollarımda yaylattım

Hayali hatır et unutma beni

Bahçede dut iken bilmezdin sazı

Bülbül konar mıydı dalına bazı

Hangi kuştan aldın sen bu avazı

Söyle doğrusunu gel inkar etme

Benim her derdime ortak sen oldun

Ağlarsam ağladın gülersem güldün

Sazım bu sesleri turnadan m’aldın

Pençe vurup sarı teli sızlatma

Ay geçer yıl geçer uzarsa ara

Giyin kara libas yaslan duvara

Yanından göğsünden açılır yara

Yar gelmezse yaraların elletme

Sen petek misali Veysel de arı

İnleşir beraber yapardık balı

Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı

Ben babamı sen ustanı unutma

::::::::::::::::::

UYANDIM KUŞLARIN İNCE SESİNE

Uyandım kuşların ince sesine

Seherde birlikte iniler durur

Ses verdim sesine bilircesine

Aşıkın derdini yeniler durur

Baharda çağlayan bulanık sular

Durmadan kendini taşlara çalar

Eşinden ayrılmış bir geyik meler

Dağlar sada verir iniler durur

Veysel de yaralı geyik gibidir

Kapalı dertleri höyük gibidir

Ne sarhoştur ne de ayık gibidir

Sinesi kös gibi gümüler durur

::::::::::::::::::::

SEN ÇİÇEK OLSAN BEN BİR YAZ OLSAM

Her sabah her sabah suya giderken

Yar yolunda toprak olsam toz olsam

Bakıp dört köşeyi seyran ederken

Kara kaş altında ela göz olsam

Üğrünü üğrünü giderken yola

Nice dilsizleri getirir dile

Gövel ördek gibi inerken göle

Ya bir şahin olsam ya da bir baz olsam

Veysel ördek olsun sen de göl yarim

Yeter gayrı kerem eyle gel yarim

Lale sünbül mor menevşe gül yarim

Sen bir çiçek olsan ben bir yaz olsam

:::::::::::::::::::::

BU ALEMİ GÖREN SENSİN

Bu alemi gören sensin

Yok gözünde perde senin

Haksıza yol veren sensin

Yok mu suçun burda senin

Kainatı sen yarattın

Herşeyi yoktan var ettin

Beni çıplak dışar’attın

Cömertliğin nerde senin

Evli misin ergen misin

Eşin yoktur bir sen misin

Çarkı sema nur sen misin

Bu balkıyan nur da senin

Kilisede despot keşiş

Is’Allahın oğlu demiş

Meryem Ana neyin imiş

Bu işin var bir de senin

Kimden korktun da gizlendin

Çok arandın çok özlendin

Göster yüzün çok nazlandın

Yüzün mahrem ferde senin

Binbir ismin bir cismin var

Oğlun kızın ne hısmın var

Her bir irenkte resmin var

Nerde baksam orda senin

Türlü türlü dillerin var

Ne acaip hallerin var

Ne karanlık yolların var

Sırat köprün nerde senin

Ademi sürdün bakmadın

Cennette de bırakmadın

Şeytanı niçin yakmadın

Cehennemin var da senin

Veysel neden aklın ermez

Uzun kısa dilin durmaz

Elleri tutmaz gözleri görmez

Bu acaip sır da senin

::::::::::::::

DERDİÇOK

Elbistanlıdır. Asıl adı Lutfi’dir. 1871 yılında doğmuştur. Babası Hacıtıflı

oğullarından Hafız Mehmet’tir. Lütfi, baba mesleği olan imamlığı yapmak

istememiştir. Söylentilere göre ya dokuz ya on iki kez

evlenmiştir. Mezarı Elbistan’ın Tanız köyündedir.

NE DİYE BAĞLATTIN ALNINA KARA

Ne diye bağlattın alnına kara

Bilmiyorum yaslı mısın sevdiğim

Çekme beni yeter bu kadar dara

Deli misin uslu musun sevdiğim

Poyraz gibi yükseklerden esersin

Bir söz desem belki bana küsersin

Beni görsen birer birer bakarsın

Sadrıazam nesli misin sevdiğim

Gel dediğim yere gelin erinmen

Beni görüp elvan elvan bürünmen

Neden ikide bir bana görünmen

Kafeslerde besli misin sevdiğim

Halkalı gözlerin kalemdir kaşın

Berk değdi sineme insaf et taşın

Gezdim şu dünyayı bulmadım eşin

Huriler misli misin sevdiğim

Geldi Derdiçok dosta bakmaya

Savaşırken kıyamına kalkmaya

Va’din mi var Kerem gibi yakmaya

Keşiş kızı Aslı mısın sevdiğim

:::::::::::::::::::

HER GÜN GÖNLÜM İSTER SENİ GÖRMEYİ

Her gün gönlüm ister seni görmeyi

Korkarım arada söz olur deyi

Ala gözlüm sana umut tutarım

Güzelin ikrarı tez olur deyi

Beni öldürücü derdin elemin

Duydukça dilinden tatlı kelamın

Gönder kölen olam kuru selamın

Çekinme boşuna az olur deyi

Hiç mi haberin yok olan işlerden

Yatamıyom kara kara düşlerden

Seni sakınırım uçan kuşlardan

Güzelsin sevdiğim göz olur deyi

Cilvelenir yar karşımda dururdun

Perçeminden bergüzarlar verirdin

Beni görsen elvan elvan yürürdün

Görsün Derdiçok’a naz olur deyi

:::::::::::::::::::

HABİB KARAASLAN

1920 yılında Bünyan’da doğmuştur. Bütün halk ozanları gibi Habib

Karaaslan da, Anadolu’yu boydan boya gezmiştir. Halk şiiri

geleneğini, belli bir çizginin altına düşmeden sürdürebilen birkaç

halk ozanından biri sayılıyor.

ÇIKIP GİDEM YAYLASINA YURDUNA

Çıkıp gidem yaylasına yurduna

Söylen vefasıza ormana gelsin

Yaktı beni ateşine derdine

Çaresiz derdime dermana gelsin

Sevdiğimle yaylamıza göçeydim

Ala karlı sularını içeydim

Bir günde beş tarla ekin biçeydim

Tırpanım keserken fermana gelsin

İnce elek ile unum elerim

Ağlar iken yüzün görsem gülerim

Şu dünyada bir tek dilek dilerim

Gönlümün sevdiği yar bana gelsin

Uzaktan duyduğum keklik sesidir

Karalar giydiğim gurbet yasıdır

Benim hastalığım yar sıtmasıdır

Soğuk su istemem kar bana gelsin

Der Habib Karaaslan ahuzar ile

Dağlar görünüyor ala kar ile

Bir bayram edeydim nazlı yar ile

Bu bayram olmazsa kurbana gelsin

::::::::::::::::::::

KAĞIZMANLI HIFZI

Genç yaşta Ermeni kurşunuyla şehit olan bir halk ozanı Kağızmanlı Hıfzı,

Kars’ın Kağızman ilçesinde doğmuştur. Dokuz yaşındayken hafız olmuştur.

15 yaşında şiir söylemeye durmuştur. Kışın camilerde Kuran okumuş, yazın

bahçelerde, bağlarda çalışmıştır.

1908 yılında bir komşu kızına tutulmuş onunla ancak üç yıl sonra

evlenebilmiştir. Ne var ki, bir süre sonra ozan Hıfzı’nın gönlü

kasabada çirkinliğiyle ün yapmış baldızı Ayşe’ye kaymış. Bu seviden de bir

türlü kendini kurtaramamıştır. Söylendiğine göre Kağızmanlı Hıfzı’nın yazdığı

şiirlerin çoğu bu seviden kaynaklanmıştır.

Kağızmanlı Hıfzı’nın asıl adı Recep’tir. Hafız oluşundan dolayı “Kağızmanlı

Hıfzı” takma adıyla şiir söylemeye durmuştur.

Kağızmanlı Hıfzı, Kars’tan üç saat ırakta Şabanlar küyünde imamlık

yaparken bir yandan da sevi türküleri söyler dururmuş.

Kağızmanlı Hıfzı, daha yirmi beş yaşındayken, Erzurum’dan Sarıkamış’tan

gelen Ermeni kuvvetlerinin kurşunlarıyla Şabanlar köyünde şehit

edilmiştir (1918).

EMMİZADE KÜSMEMİŞEM BEN SENDEN

Emmizade küsmemişem ben senden

Ölüm lal eyledi dillerim yoktur

Eğdi kametimi büktü belimi

Kalkamam ayağa hallarım yoktur

Ben gelende bizim yerler yaz idi

Ettiğimiz cilve idi naz idi

Cehiz düzemedim ömrüm az idi

Göçtüm gömlek ile şallarım yoktur

Ala kaşlarımın kınası solmuş

Ala gözlerime topraklar dolmuş

Sararmış gül benzim zağfiran olmuş

Solmuş al yanağım hallarım yoktur

Haber edin kuşlar çeksin yasımı

Yuva yapsın püskülümü fesimi

Koymadılar doldurayım tasımı

Havuzdan ayrıldım sellerim yoktur

Anam beni bir kuş etti uçurdu

Durma dedi bağlarından göçürdü

Kahpe felek beni çarhtan geçirdi

Yaslıyım yeşilim allarım yoktur

Haber edin ishak kuşlar göçende

Selam söylen her turnalar geçende

Ak kırmızı sarı güller açanda

Yollayın bana da güllerim yoktur

Yaren yoldaş beni düşlerde görsün

Görenler de halim hatırım sorsun

Yoldan gelip geçen bir Fat’ha versin

Felek dilencisi mallarım yoktur

Ben de Hıfzı gibi tezden uyandım

Uyandım da taş yastığa dayandım

Aslı Hanım gibi kavruldum yandım

Sam yeli savurdu küllerim yoktur

::::::::::::::::::::

DERTLİ FİRKATLİ HASRETLİ

Dertli firkatli hasretli

Na’ralar ishak kuşları

Nedir suçum yüz bin yerden

Yaralar ishak kuşları

Ağladım eyledim seyri

İstedim ilacı hayrı

Demez ağlamaktan gayri

Çareler ishak kuşları

Her yandan gelir ah u zar

Çağrışır hezar sad hezar

Her ötüşte bin dert yazar

Karalar ishak kuşları

Öter men’olur dadıma

Ol dem yar düşer yadıma

Bir ah çeksem feryadıma

Varalar ishak kuşları

Öter her bağda niceler

Sanki ders almış heceler

Uzan mübarek geceler

Ereler ishak kuşları

Kimi ağlar kimi inler

Eder tekrar yüzler binler

Biri okur biri dinler

Sıralar ishak kuşları

Ötme ishak kuşu ötme

Garip gönlüm viran etme

Gitme yaz baharım gitme

Duralar ishak kuşları

Geceler gündüzden seyran

Seslerine oldum hayran

Değme felek böyle devran

Süreler ishak kuşları

Zikreder Hakkın adını

Dal olam duyam tadını

Yüzüm üste kanadını

Sereler ishak kuşları

Seslerim gelmez yanıma

Sesi kar etti canıma

İster bir avuç kanıma

Gireler ishak kuşları

Umarım derdime derman

Yüreğimi kıldı harman

Çok mudur katlime ferman

Vereler ishak kuşları

Bağları sardı leşkeri

Talan oldu can şehiri

Nice bin gönül askeri

Kıralar ishak kuşları

Her biri hançer belinde

Kavlederler öz dilinde

Hıfzı’yı aşkın ilinde

Vuralar ishak kuşları

::::::::::::::

ECEL TUZAĞINI AÇAMAZ MISIN

Ecel tuzağını açamaz mısın

Açıp da içinden kaçamaz mısın

Azad eyleseler uçamaz mısın

Kırık mı kanadın kolların hani

Aç mısın yok mudur ekmeğin aşın

Odan ne karanlık yok mu ataşın

Hanidir güveyin hani yoldaşın

Hani kapın bacan yolların hani

Bunda yorgan döşek yastık var mıdır

Bu geniş dünyada yerin dar mıdır

Dalın tahta duvar önün yar mıdır

Yeşil başlı sunan göllerin hani

Yatarsın gaflette gamsız kaygısız

Ninni balam ninni kalma uykusuz

Hem garip hem çıplak hem aç hem susuz

Felek fukarası malların hani

Her gelip geçtikçe selam vereyim

Nişangah taşına yüzüm süreyim

Kaldır nikabını yüzün göreyim

Ne çok sararmışsın hallerin hani

Sen de Hıfzı gibi tezden uyandın

Uyandın da taş yastığa dayandın

Aslı hanım gibi kavruldun yandın

Yeller mi savurdu küllerin hani

::::::::::::::::::::

MEHMET ÇAKIRTAŞ

Yaşayan halk ozanlarımız içinde “kentli bir halk ozanı” denilebilir

Mehmet Gakırtaş’a. 1920 yılında Edremit’te doğmuştur. Kendi kendini

yetiştirmiştir.

Uzun yıllardan beri başkentte yaşamaktadır. Ankara’ya geldikten

sonra Maden Tetkik Arama Enstitüsünde 1947 yılından 1961 yılına dek çalışmıştır.

Daha sonra Zafer gazetesinde düzeltmenlik, Yeni Gün gazetesinde

başdüzeltmenlik yapmıştır. Son görevi Türkiye Kömür İşletmeleri’ndeydi.

Mehmet Çakırtaş, bir bakıma, belli bir kesim dışında görmezlikten

gelinmeye çalışılmış bir halk ozanıdır. Oysa, yaşayan halk ozanları

içinde adının anılması gereklidir kanısındayız. Kendine özgü bir kimliği,

kişiliği olan Mehmet Çakırtaş, yaşamında da, şiirlerinde de içtenliğinden bir

şey yitirmemiştir.

Aşık türünün başarılı sayılabilecek örneklerini vermiştir.

BETER OL

Bana gam kasavet veren sevdiğim

Yaprağını döken gülden beter ol

Derdi bana reva gören sevdiğim

Sazlarda inleyen telden beter ol

Senin de olmasın halini soran

Beni insafsızca derdiyle yoran

Kış günü başını taşlara vuran

Boz bulanık akan selden beter ol

Bu gönül bağını perişan eden

Ele uydun kıymetimi bilmeden

Her saat hüsnüyle ateşi giden

Zamanla eriyen külden beter ol

Boyun büktüm vardım senin destine

Merak etme göz koymazlar postuna

Şehit düşen bu gönlümün üstüne

Aşkınla titreyen tülden beter ol

Benden kaçıp ara sıra görünen

Yüzüme bakmağa her an erinen

Çile çekip diyar diyar sürünen

Bulanık çaydaki milden beter ol

Yüzün hiç gülmesin eller içinde

Bülbülsüz kalasın güller içinde

Baharın çiçekli dallar içinde

Kuruyup incelen daldan beter ol

Bilemedim Nemrut mu var soyunda

Vefakarsın sebat ettin huyunda

Bir orman içinde dere boyunda

Kovanı yarılan baldan beter ol

Gurbet elde sevdasıyle yatıran

Dert gölüne beni atıp batıran

Çok günahkar cenazeler götüren

Yerinden kalkmayan saldan beter ol

Bu engin aşkımın bulunmaz dibi

Kış geçip gitmedi dinmedi tipi

Sahibi çıkmayan bir mektup gibi

Üstündeki kara puldan beter ol

Kanlı gözlerimi kapladı buğu

Ateşim sönmedi bulamadım su

Tanrıdan dileğim kara gözlüm bu

Aşkınla tutuşan kuldan beter ol

::::::::::::::::::

PUL HASTA

Bulamadım şu halimden anlayan

Gönül hasta dudak hasta dil hasta

Yağmur yağar dağı taşı ıslatır

Yaylalardan uzak kalan sel hasta

Eksik olmaz yüce dağın bulutu

Vefalı yar seven kesmez umudu

Güz erişti menekşeler kurudu

Bülbülünden ayrı düşen gül hasta

Ateş söner: kıvrım kıvrım sis kalır

Çeşme kurur: suya hasret tas kalır

Sevda çeken gönüllerde yas kalır

Yeller vurup ırgalanan dal hasta

Bin cefayla geçiyor bu devranım

Dağ misali eksilmiyor dumanım

Petek petek ağu tuttu kovanım

Çiçek hasta arı hasta bal hasta

Aşıklara gam kasavet er gelir

Aşk yolunda yürüyenden ter gelir

Bazısına beklemeden yar gelir

Benden yana ıssız kalan yol hasta

İnsafsızım hiç bakmıyor yüzüme

Ne söylesem kulak vermez sözüme

Teller taktım düzen verdim sazıma

Parmak hasta mızrap hasta tel hasta

Bahar vakti kızlar varırlar çaya

Çare yokmuş aşktan yatan hastaya

Kalb mektubum gidip attım postaya

Yad eliyle mühürlenen pul hasta

:::::::::::::::::::

OLMASAYDI

Çiçekler açmazdı bahar gelince

Her ağaç üstünde dal olmasaydı

Bilmem ne çekerdi garip aşıklar

Yar iline giden yol olmasaydı

Mecnun yardan ayrı çölleri gezdi

Ferhad Şirin için dağları ezdi

Bülbülün kadrini kimse bilmezdi

Onu ağlatan gül olmasaydı

Gerçek aşık olan düşermiş dile

Ömrünü harcamış yaş sile sile

Rağbet mi olurdu her gonca güle

Bülbülde o eşsiz dil olmasaydı

Aşkınla ağladım aşkınla gezdim

Derdinle bu tatlı canımdan bezdim

Seni tanımazdım zalim bilmezdim

Elinde mühürle pul olmasaydı

Bekleme bir daha düşmem izine

Hayalimi sürme çeksen gözüne

Kimseler bakmazdı senin yüzüne

Aşıkın Çakırtaş kul olmasaydı

:::::::::::::::::

MÜDAMİ (Posoflu)

Müdami, Kars’ın Posof ilçesine bağlı Varızna köyünde doğmuştur.

Doğum tarihi kimi yerlerde 1914, kimi yerlerde de 1915 ya da

1916 olarak gösterilmektedir. Babası köy hocasıdır. Küçük yaşta annesini

yitirmiş, bu yüzden babasıyla köy köy dolaşmış, bir süre Kars’taki yetimler

okulunda öğrenim görmüş, okulun kapanması üzerine babasının yanına dönmüştür.

Babasından da dinsel eğitim almıştır.

Müdami ozan bir aileden gelmektedir. Posoflu Üzeyir (Fakiri), oğlu

Ferhat (Feryadi), onun oğlu Aşık Süleyman, Müdami’nin dedeleridir. Müdami’nin

asıl adı Sabit Yalçın’dır. Bir yerde de soyadının “Ataman” olduğu

yazılıdır. Bir aralık iki gözünü yitirme tehlikesiyle karşılaşmış, doktorların

çabalarıyla iyileşmiştir.

1934 yılında sazı eline alan Müdami, bir yandan çiftçilikle uğraşmakta,

bir yandan dededen gelen halk öykülerini anlatmakta, şiirler

söylemektedir. Evlidir, dört çocuğu vardır.

Müdami, bir süre de Cılavuz Köy Enstitüsünde saz öğretmenliği yapmıştır.

Çağdaş halk ozanları içinde önemli bir yeri vardır.

KÜÇÜKTEN YILGINIM SÖZDEN

Küçükten yılgınım sözden

Dile minnet mi çekerim

Kanlı yaş dökerim gözden

Sele minnet mi çekerim

Sevmem rakibi nadandır

Altun bilmeğe madendir

Rızkı veren yaradandır

Kula minnet mi çekerim

Bir aşkın honın doyarım

Gizli sırları duyarım

Karadan ağdan giyerim

Ala minnet mi çekerim

Yaradanım benim gani

Elbet mahzun etmez beni

Kokladım badi reyhani

Güle minnet mi çekerim

Müdam kendi özü bilir

Hak yazdığı yazı bilir

Bizim nasip bizi bulur

Pula minnet mi çekerim

::::::::::::::

GAM KASAVET CEM’OLALI BAŞIMA

Gam kasavet cem’olalı başıma

Bir dem ağlamakla gülmez bu gönül

Nadan sözü tesir etmez düşüme

Her kelamı guşa almaz bu gönül

Bir dem muntazırdır yar selam için

Bir dem hiddetlenir her kelam için

Bir dem tabip olur il alem için

Öz derdine derman bulmaz bu gönül

Bir dem eserlenir eser yel gibi

Bir dem mevce gelir taşar sel gibi

Bir dem incelenir ipek tel gibi

Bir dem ipe sapa gelmez bu gönül

Bir dem Rüstem olur kılıcın biler

Bir dem Mecnun olur Leyla’sın diler

Bir dem Ferhat olur kayalar deler

Hiç bir meşakatten yılmaz bu gönül

Bir dem Müdam murat almak istiyor

Bir dem mahbubunu bulmak istiyor

Bir dem yüzbin çarha girmek istiyor

Sanırsın ölüm yok ölmez bu gönül

::::::::::::::::::::

MEVSİMSİZ GÜL AÇMA ŞİTA ÇAĞINDA

Mevsimsiz gül açma şita çağında

Çeker bir kırağı bozlanmayasın

Elesten verdiğin aht misalinde

Verdiği ikrara yozlanmayasın

Tuzağı iblistir muhibbi zenan

Asabını bozar fettan-ı zaman

Damarlar antendir ruh da cereyan

Kığılcımlar saçar közlenmeyesin

Az söyle öz söyle bulasın rahmet

Rağbeti olmayan bulamaz şöhret

Koparır keleyi anka-yı şehvet

Yalancı tavustek pozlanmayasın

Nefse uyan çürüğünü sağlamaz

Vefasız dilbere gönül bağlamaz

Bir misal var kendi düşen ağlamaz

Düşüp bir çukura sızlanmaysın

Ey Müdami sen ol nefsini güden

Cüz’i iradeyi hak vermiş yeden

Ulaşır menzile aheste giden

Yüzyiğirmi voltluk kızlanmayasın

:::::::::::::::::::

YUSUFELİLİ HUZURİ

Çoruh (Artvin) ilinin Yusufeli ilçesine bağlı Zor köyünde doğmuştur.

Asıl adı Ali’dir. Doğum yılı kimi yerde 1885, kimi yerde 1887 olarak

geçmektedir.

Babası Aşık Keşfi’dir. Saz dersini babasından almıştır.

Yusufelili Huzuri’nın ilginç bir yaşantısı olduğu görülüyor. Genç yaşında

medreseye giren Huzuri, uzun yıllar geçmesine karşın, bir türlü

medreseyi bitirememiş. Daha doğrusu bu öğrenimle bağdaşamamış. Medreseden

ayrılmış, gurbet yolunu tutmuş. Kuzeydoğu Anadolu’yu, Kırım’ı dolaşmış, birinci

dünya savaşında asker olmuş. Askerlik bitince bir süre, nüfus, tapu

memurlukları gibi görevler de yapmış ama bu işleri de bir türlü içine sindirememiş,

yeniden sazına dönmüş, toprağıyla uğraşmış.

Yusufelili Huzuri 1951 yılında ölmüştür. Yaşadığı dönem içinde yöresinde

yaygın bir ünü, etkin bir söyleyişi vardır. Yergici, taşlamacı,

iğneleyici yanını da belirtmek gerek.

İSMİ VAR CİSMİ YOK ANKAYA DÖNDÜ

İsmi var cismi yok ankaya döndü

Ne eylik ne bahşiş ne caba kaldı

En yakın dostumuz aduya döndü

Ne ehibba ne de akraba kaldı

Karamiler yedi kovanda balı

Sıralı boş kaplar arıdan halı

Olduk yeni doğmuş çocuk misali

Ne gömlek ne yelek ne aba kaldı

Huzuri sözlerin hikmet namına

Hastalık göz dikti sıhhat namına

Yedirmek içirmek külfet namına

Ortada bir kuru merhaba kaldı

:::::::::::::::::::

DEDİM CEVRETME EY AFET

Dedim cevretme ay afet

Dedi hüblarda adettir

Dedim yok çekmeğe takat

Dedi sabret selamettir

Dedim dilzar, giryanım

Dedi her derde dermanım

Dedim nerde benim canım

Dedi bana emanettir

Dedim çok derd ü alamım

Dedi yok sanma ikramım

Dedim söyle serencamım

Dedi bil ki felakettir

Dedim oldum sana meftun

Dedi alemde çok mecnun

Dedim serv-i kaddin mevzun

Dedi yok yok kıyamettir

Dedim ettin beni rüsva

Dedi yok bende suç asla

Dedim ver hahişim cana

Dedi vakt-i icabettir

::::::::::::::

BİR DESTANIM VARDIR ZAMANA UYGUN

Bir destanım vardır zamana uygun

Yattıkça yat kardeş sakın uyanma

Bir meşhur cevaptır sen kazan sen ye

El içinde beyhude ateşe yanma

Ananın erine çağırma peder

Ahırında sana kötülük eder

Kemlik et elinden geldiği kadar

Ey’lik edip sakın düşman kazanma

Kime ki eyi dersen darılır söğer

Merhamet zamanı degilmiş meğer

Yanında birini kesseler eğer

Bir hançer de sen vur sonra utanma

Her nereye gidersen eyle talanı

Öyle yık ki ağlatasın güleni

Bir saatte söyle yüz bin yalanı

Her doğru söz söyleyene inanma

Hediye namile bir şey gönderme

Adet edip hiç misafir kondurma

Komşunun evi yanarken söndürme

El karı için de bir adım uzanma

Beyhude Mevla’dan eyleme dilek

Asla zihin yorup çekme boş emek

Babanın hayrına verme bir ekmek

Aç kalıp da kapı kapı dilenme

Bir yetim görürsen vur dök dişini

Çalış ki bozasın halkın işini

Günde yüz adam vur kır başını

Bir yarayı sarma için dolanma

Keyfin bozma altı için beş için

Çekme kahır olur olmaz iş için

Canın feda eyle bir sarhoş için

Kuru sofuların sözüne kanma

Huzuri neylesin dünya ülfetin

Kesme doğruluktan sen muhabbetin

Cenab-ı Mevla’dan iste izzetin

Her şaşkının sözüne de inanma

::::::::::::::::::

TEZATLAR DESTANI

Yeni bir destan eyledim icad

Dinleyen ahbaba yadigarım var

Mahzun gönülleri etmek için şad

Ağlarım sizlarım ah u zarım var

Yüz bin deve gelir gider katarım

Nerde akşam olur orda yatarım

Her ne ister isem alır satarım

Kimse karışamaz ihtiyarım var

Ben icadeyledim havayı yolu

Yazda ferahlarım sağ ile solu

Kırk mağazam vardır rüzgarla dolu

Kafdağı ardında Bit-Pazarım var

Görmediğim şeyi asla sezemem

Korku bilmem hiç yalınız gezemem

İcabetse kendi adım yazamam

Katiplikte gayet iştiharım var

Gözüm ışıklıdır güne dayanmaz

Aklım çoktur amma kimse beğenmez

Asılmağa gitsem sicim inanmaz

Böyle yüz bin ahbap yüz bin yarim var

İbadet eylerim namazı kılmam

Temizlik severim lekemi silmem

Ömrümde zararsız günümü bilmem

Her senede yüz milyonluk karım var

Düştüğüm yok hiçbir düşman kasdine

Kaçsam kimse geçiremez destine

Kuvvetliyim keçe kilim üstüne

Yaya yürümeğe iktidarım var

Sözüm lezzetlidir hatırlar yıkmaz

Yalan da söylesem dinleyen bıkmaz

Uykuda kötü söz ağzımdan çıkmaz

Büyük küçük tanır namus arım var

Parasız kalanlar bana el verir

Çok köprülü sular geçsem yol verir

Evvel param alır sonra mal verir

Her tüccar yanında itibarım var

Cömertlikte yoktur misl ü menendim

Herkes kesesinden yesin efendim

Yalınız yatmaktan bezdim usandım

Odamda yüz güzel gülizarım var

Her kim saz çalarsa aşık bilirim

Dilsiz adamları sadık bilirim

Herkesten kendimi faik bilirim

Kibrim yoktur amma az vekarım var

Sarhoş olup meyhanede susmalı

Bir iyilik gördüğünde küsmeli

Adam öldürenin tüyün kesmeli

Böyle akla yakın çok kararım var

Göze ilaç verdim yaşı akmadı

Az açıldı amma doğru bakmadı

Yüz hastaya baktım biri kalkmadı

Doktorlukta büyük iftiharım var

Sorman arkadaşlar benim kederim

Ta ezelden tersinedir kaderim

Hanemiz fevkinde durur pederim

Biraz hasretliyim intizarım var

Lazım olan şeye zihnim yormadım

Kendi hanem yolum ile sormadım

Adın işitmedim kendin görmedim

Gönlüm eğler birkaç kafadarım var

Haklı haksız bir söz altında kalmam

Hırsızlık da etsem açıktan çalmam

Aldığımı vermem verdiğim almam

Yeni alışveriş intişarım var

Huzuri sözlerin halli muhaldir

Manasın anlıyan ehl-i kemaldir

Ben de bilmem ne devlettir ne maldır

Bitmez hesap olmaz bunca varım var

:::::::::::::::::::::

PARA DESTANI

Bir dasitanım var zamana uygun

Bus etmeğe dest ü damen paradır

Mahzunu şad eder şadları mahzun

Mamurları eden viran paradır

Parasız kimsenin bakma yüzüne

İsterse şah olsun özü özüne

Sakın başka bir şey alma gözüne

Merde revnak veren ünvan paradır

Yabana dolanır parasız derviş

Sende değil herkeste var bu teşviş

Derler para ile görülür her iş

Taht ü rif’at köşk ü eyvan paradır

Yapsan fayda yok yüz bin hünerler

Parasız kalanlar kış günü terler

Sım ü zersiz şaha gedadır derler

Ağa Paşa Mirimiran… paradır

Kesende yok ise köprüden geçme

Tezden tutulursun bir yana kaçma

Parasız hükümet kapısın açma

Kadı Müftü emr ü ferman… paradır

Fakir olan her dem gider engine

Parasız bellidir baksan rengine

Her mecliste buyur derler zengine

Yaran ahbap lutf u ihsan paradır

“Ya Hu”nun cevabı kuru eyvallah

Parasız çok ümittir “inşallah”

Parasız bir molla demez bismillah

Kitap mezhep din u iman… paradır

Fakir suya düşse çıkamaz kirden

Zengin arabasın aşırır kırdan

Topal zengin iyi saglam fakirden

Herşeyden evvela noksan paradır

Yad görünür pulsuz gelse daderin

Zengin mihman olsa olmaz kederin

Kimse sormaz ne kişidir pederin

Asıl nesil şöhret ü şan… paradır

Fakir olan ne iş tutsa sonu yok

Üç gün aç da kalsa zengin gene tok

Pulsuz bile aşçı der ki yemek yok

Yemek ekmek peynir ayran paradır

Hep izz-i destine almış cihanı

Her yerde söylenir şeref ü şanı

Bir pençede yıkar bin pehlivanı

Karşı durulmayan aslan… paradır

Onunla ağ olur yüzün karası

Geç sağlanır müflislerin yarası

Kızıl altın pasaportun tuğrası

İngiliz Fransız Yunan… paradır

Onun başındadır edeb ü haya

Karanlık gecede arttırır ziya

İster mütteki ol ister evliya

Şimdiki asırda insan paradır

Fakir ise bakire kız dul gibi

Devletsiz şan kıymetlenir pul gibi

Paralıysan şeytan kaçar yel gibi

İbare dubara şeytan paradır

Nice ocakları yıkar söndürür

Nice müşterinin aklın kandırır

Nice şahitlerin ağzın döndürür

Eğri doğru yalan bühtan… paradır

Züğürdün eceli çoğu uyuzdan

Üç kere yok dersen düşersin gözden

Bir lira yahşıdır bin doğru sözden

Merhamet mürüvvet vicdan… paradır

Zengine çay gelir felekten caba

Postasını taşır ol bad-ı saba

Cebin dolu ise derler merhaba

Selam kelam lisan beyan… paradır

Yok deme cevabı “buyur kenara”

Tutuşma evladım beyhude nara

Desen “Baba ekmek” der “oğul para”

Ana baba sadık ihvan… paradır

Bin salavat versen karşısı cennet

Bin tevhit söylesen olmaz emniyet

Bin ihlas okusan yüz bin de temmet

Gene iş aşıran… hemen paradır

Yokluk mektebinde ne oku ne yaz

Olmak ister isen var eyle demsaz

Dükkancı ne dua alır ne namaz

Ticaret kemalat ziyan paradır

Zamana uygundur bu sözüm naçar

Alan veren ancak ol Perverdigar

Vefasız dünyaya aldanma zinhar

Padişah olsan da ahir ölüm var

Huzuri yok yere olma günahkar

Sana elden evvel düşman paradır

::::::::::::::::::::

AĞITLAR

MANİLER

NİNNİLER

TÜRKÜLER

AĞITLAR

KIZILIRMAK TÜRKÜSÜ

Gelin giderken Kızılırmak köprüsünün yıkılması

Altı kardeş idik bindirdik ata

Hürü’yü yolladık üç köyden öte

Kızılırmağa varınca oldu bir hata

N’ettin Kızılırmak allı gelini

Gelini gelini benim yarimi

Evde kaynanası evi bezedir

Yolda kaynatası yolu gözedir

Gelinsiz haneyi kime bezedir

N’ettin Kızılırmak allı gelini

Dalga vurdu göremedim boyunu

Atlılar da Kapaltı’nı dolaşır

Yengeler de kuzu gibi meleşir

Kara haber güveyiye ulaşır

N’ettin Kızılırmak allı gelini

Gelini gelini benim yarimi

Köprüye varınca köprü yıkıldı

Üç yüz atlı birden suya döküldü

Nice yiğitlerin beli büküldü

N’ettin Kızılırmak allı gelini

Gelini de anam benim yarimi

Tüfek getirin de şu kartalı vuralım

Dalgıç getirin de allı gelini bulalım

Biz gelinsiz nasıl köye varalım

N’ettin Kızılırmak allı gelini

Dalga vurdu gtiremedim boyunu

Elinin kınası soldu mu ola

Gözünün sürmesi soldu mu ola

Evde kaynatası duydu mu ola

N’ettin Kızılırmak allı gelini

Gelini gelini benim yarimi

Kızılırmak parça parça olaydın

Her bir parçan bir yerlerde kalaydın

Sen de benim gibi yarsız kalaydın

N’ettin Kızılırmak allı gelini

Dalga vurdu göremedim boyunu

::::::::::::::::::

BEBEK AĞIDI

Bir gelinin çocuğu, göç giderken, devenin üzerinde, beşiği dallara

takılıp da kalmış. Orada kuşlar parçalamışlar. Anası bu ağıdı

söylemiş.

Elmalıdan çıktım yayan

Dayan hey dizlerim dayan

Emmilerin karşı varır

Kimi atlı kimi yayan

Harmancığın kayaları

Çanı çalar mayaları

Bek mi değdi ak bebeğim

Kara kurşun soyaları

Harmancıkta tütün tüter

Çıngırakta şahin öter

Derd üstüne dertler koyma

Benim derdim bana yeter

Deve de deveden yüce

Deveyi yüklettim gece

Yoklamadım ak bebeğim

Yurda varıp konmayınca

Deveyi deveyi çattım

Yuların boynuna attım

Yoklamadım konmayınca

Kayın babamdan hicab ettim

Havada bulut erişir

Kuzgunlar üleş belişir

Geri döndüm baktım idi

Çadırda düşman gülüşür

Bebeğin beşiği çamdan

Ustasın getirdim Şam’dan

Bey babası gelir avdan

Nenni bebek demedim mi

Kalkıp meme vermedim mi

Sana bebek diyen diller

Kalkıp meme veren eller. Nenni de nenni

Bebeğimin beşiği bakır

Yuvarlandı takır takır

İçindeki Ebubekir

Sana bebek diyen diller

Kalkıp meme veren eller. Nenni de nenni

Yekin kara maya yekin

Cevahirdir senin yükün

Çam dalında kaldı iklim

Sana bebek diyen diller

Kalkıp meme veren eller. Nenni de nenni

Bebek gider ava kuşa

Avcdar da köşe köşe

İçindeki billur şişe

Sana bebek diyen dilier

Kalkıp meme veren eller. Nenni de nenni.

:::::::::::::::::::::::

DUDU’NUN BEBEK AĞIDI

Yedi evladı ölüp de bir tanesi kalmayan ananın söylediği ağıt.

Hacı Veli depik vurdu

Var mı bu Dudu’nun suçu

Ha yedinin birin verin

Allah ırızası uçun

Gitmez burada yatarım

Tamdıraya ses katarım

Benim evim bir post imiş

Başıma çeker yatarım

Avrat işini tutma mı

Oturup gelip gitme mi

Hacı Veli depik vurdu

Bebek oyuna gitme mi

Efendim okur kağıdı

Boğaza dakar saadı

Malım sana heba demiş

Var mı isbatı şahadı

Kadan alam Seyf-Al’aga

Efend’Ağam ne söyleyor

Savın beni emmim oğlu

Öksüz bebeğim ağlıyor

:::::::::::::

DÖNDÜ’NÜN AĞIDI

Dam altında kalan gelin ile kocasına validesinin söylediği ağıt.

Büyür oğlancığım büyür

Bu zaman adam mı uyur

Üstüne hezen uzanmış

İsmail Emmine çığır

Kurban olam beliğine

Çift ayaklı tuluğuna

Sabahılan eriversem

Ulaşırdım soluğuna

Gülgüllüm Gülün elması

Gökçek Döndü’mün gülmesi

Zor olur bacım zor olur

Yerine gelin gelmesi

Ezmeyilen üzmeyilen

Baş bağlar yazmayılan

Kolu boynunda dolalı

Gelin yatar özneyilen

Döndü’nün boyu kısarak

Civanın boyu beserek

İsa kahya düğün kurmuş

Yaldız altının keserek

::::::::::::::

HAÇIN AĞIDI

Tufan Beyin hemşiresini Haçın Ermenileri diri diri yüzerlerken

söylenmiş ağıt.

Şu Haçının dağlarına

Lale sünbül bağlarına

Gine figanlar kopuyor

Kanberlinin beylerine

Haçında (…) kan pazarı

Var mı kitapta yazarı

Ben Haçını gezeceğim

Nerde şehidler mezarı

Kardaşımın adı Mehmed

Şu gavura edin minnet

Ben Allaha güvenirim

İnşallah mekanın cennet

İleri gel desem kızı

Elimin bir tek değneği

Sayıları (?) kaynatmışlar

Ete yapışmış gömleği

Biz de varıdı kardaş

Aleme sallardı zavur

Sayıları hep toplamış

Camsaroğlu koca gavur

Baş ucumda geziyorlar

İfademi yazıyorlar

Ayan olsun Tufan Beyim

Sağ adamı yüzüyorlar

Haçına da geldi Paşa

Sarığın doladı daşa

Bir saatçık mühlet verin

Yaşa Tufam Beyim yaşa

Yağ kazanını kurdular

Çocukları kaynattılar

Gün görmeyen hanımları

Süngü ile oynattılar

Genco Çavuşu yüzdüler

Özne gibi öğe öğe

Başkatibi öldürdüler

Değnek ile döğe döğe

Hançer bıçak açıcılar

Şimdi bizi kesiciler

Ayan olsun Yaşar Beyim

Oruçlu’yu basıcılar

::::::::::::::

OSMAN’IN AĞIDI

İkiz kardeş askerde iken biri hastahanede ölüyor. Nöbetten

geldiginde kardeşinin öldüğünü gören ikincisinin yaktığı ağıt:

Yazılı mezarın daşı

Hepisi feleğin işi

Dişim çıktı İnc’osmanım

Kara kura gördüm düşü

Kardaş bakar yüksek camdan

Kalbim arınmıyor gamdan

Ben ne diyem İnc’Osmanım

Gamlıların sorar benden

İstanbul’dan çıkar tatar

Kamçısını bana atar

Kardaşın yüzün görmedim

Selvinin dibinde yatar

Çanakkale geçeyim mi

Yeşil bayrak açayım mı

Beşinc’Ordu tabur olmuş

İnc’Osmanı seçeyim mi

İstanbul Yıldıza karşı

Üsküdar’da büyük çarşı

Ağlaşalım İnc’osmanım

Oturalım karşı karşı

:::::::::::::

ABDİ BEY’İN AĞIDI

Aşağıdan gelen deve

Uğradırlar bizim eve

Sanki biz de gelin m’olduk

Yıkılası büyük eve

Mezarının böğrü delik

Kara kakul bölük bölük

Şöyle döndüm baktım idi

Abdi Beyim dünden ölük

Tabakada tütünüyüm

Döşeğinde hatunuyum

Kimse bana ellemez ki

Abdi Beyin yetimiyim

Evimizin uğru depe

Kır at gelir sele serpe

Kadan alayım gelinim

Daha uşakların körpe

Aşagıdan çam söküldü

Dalı budağı döküldü

Tez gelesin babam oğlu

Genç iken belim büküldü

Hasta arslan beyim hasta

Su verirler altun tasta

Gönenmesin dedi m’ola

Ak konağı yapan usta

Konakları ne pek yüce

Bekledirler uzun gece

Döndüremez Abdi Beyi

On dört molla sekiz hoca

Atları var at içinde

Eğri pukağı kıçında

Beyler düğüne gidiyor

Abdi Beyim yok içinde

::::::::::::::

MANİLER

Gül eller

Gümüş parmak gül eller

Yiğit aşka düşünce

Söyletirler gülerler

::::::::::::

Havada kar sesi var

Başında mor fesi var

Yıkarım dağlar sizi

İçinde yar sesi var

:::::::::::::

Karpuz kestim kan gibi

Kızın gönlü var gibi

Al yorganı kaldırdım

Yeni yağmış kar gibi

:::::::::::::

Çarşafım iki kattan

Oğlan düşersin attan

Kız ben seni sararım

Korkuyom hükümetten

:::::::::::::

Küp içinde kömeler

Titiriyor memeler

İstedim de vermedi

Şimdi yesin pireler

:::::::::::::

Tandır başı yarılmış

Ninem bana darılmış

Ne darıldın hey nine

El oğludur sarılmış

::::::::::::

Damdan attım kabağı

Yarim altın topağı

Horoz gözün kör olsun

Çabuk ettin sabahı

:::::::::::

Camiler medreseler

Yar geliyor deseler

Bir kuş kadar canım var

Veririm isteseler

::::::::::::

Çubuk kestim incecik

Daha yaşım gencecik

Hevesfendim yar sevdim

Yatmadım bir gececik

:::::::::::::

Şu bağlar bizim olsun

Yaprağı üzüm olsun

Yarin uykusu gelmiş

Yastığı dizim olsun

::::::::::::

Bahçede nane de yok

Öksüzüm ana da yok

Ellerin çifte çifte

Benim bir tane de yok

:::::::::::::

Şu dağda seven olsa

Geven devenin olsa

Padişah ferman yazsa

Seven sevenin olsa

::::::::::::

Mercimek kile kile

Doldurdum sile sile

Köpek kocanı gördüm

Katıldım güle güle

::::::::::::

Ah etsem ah olur mu

Desem günah olur mu

Verdiğini alıyor

Böyle Allah olur mu

:::::::::::

Ay gider yüce gider

Kervanlar gece gider

Çift memenin üstünden

Doğru yol Hacca gider

:::::::::::::

Derelerin al tuncu

Kınalı parmak ucu

Öpülmemiş kızların

Kabul olmaz orucu

:::::::::::

Armudu taşlamalı

Dibinde kışlamalı

İmam ezan okuyor

Cümbüşe başlamalı

:::::::::::

Gülenaz

Bülbül eyler güle naz

Ne lazım bele yerler

Ağlayan çok gülen az

:::::::::::::

Alma yanı

Kızarmış alma yanı

Kabre nasıl koyarlar

Muradın almayanı

:::::::::::

Bahçelerde bibersin

Bilirim yar güzelsin

Sana meyil veremem

Yirmilisin gidersin

:::::::::::

NİNNİLER

Kundağına sardım taşı

Gözümden akıttım yaşı

Evliyalar yoldaşı

Uyu yavrum uyu

Büyü yavrum büyü

Ninni desem ne hal olur

Açılır gül bahar olur

Camilerde ezan olur

Uyu yavrum ninni

Büyü yavrum ninni

Ninnilerim senin olsun

Uykular gözüne dolsun

Kişiler sözüne uysun

Uyu yavrum ninni

Büyü yavrum ninni

::::::::::::

Dandini dandini dastana

Danalar girmiş bostana

Kov bostancı sen onu

Yemesin bizim kavunu

Uyu yavrum ninni

Büyü yavrum ninni

Dandini dandini dadanmış

Mevlam neler yaratmış

Anası oğlunu beklerken

Gül benzini sarartmış

Uyu yavrum ninni

Büyü yavrum ninni

Karanfil oylum oylum

Uyur mu benim oğlum

Eğer oğlum uyursa

Şen olur benim gönlüm

Uyu yavrum ninni

Büyü yavrum ninni

Yavrum gözüm tavanda

Çift öküzler samanda

Yavrum baban yabanda

Uyu yavrum ninni

Büyü yavrum ninni

Pazarda da kuzu

Yükü de kırmızı

Ananın bir kızı

Uyu kızım ninni

Pazarda da ceviz

Kırarım da kavuz

Nişanlın da yavuz

Uyu kızım ninni

Pazarda da bal var

Kız başında şal var

Nişanlına yalvar

Uyu kızım ninni

Evimizin önü kiraz

Kirazdan aldım biraz

Yine mi öttü horoz

Uyu kızım ninni

Evimizin önü kuyu

Kuyudan alırlar suyu

Küçüksün var daha uyu

Uyu kızım ninni

::::::::::

TÜRKÜLER

KARANFİL TÜRKÜSÜ

Karanfil oylum oylum

Geliyor selvi boylum

Selvi boylum gelirse

Şen olur deli gönlüm

Karanfil olacaksın

Sararıp solacaksın

Ben hakime danıştım

Sen benim olacaksın

Karanfil uzar gider

Yaprağı düzer gider

Yar yolunu şaşırmış

İnşallah bize gider

Karanfil oymak oymak

Olur mu yare doymak

Yare doydum diyenin

Caizdir boynun vurmak

Karanfilsin tarçınsın

Neden böyle hırçınsın

Ne büyüksün ne küçük

Asıl benlim harcımsın

Karanfil katar oldu

Ayrılık beter oldu

Sürmeli gözlü Fadimem

Gözümde tüter oldu

::::::::::::

ELİF TÜRKÜSÜ

İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif diye

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif diye

Elifin uğru nakışlı

Yavru balaban bakışlı

Yayla çiçeği kokuşlu

Kokar Elif Elif diye

Elif kaşlarını çatar

Gamzesi sineme batar

Ak elleri kalem tutar

Yazar Elif Elif diye

Evlerinin önü çardak

Elifin elinde bardak

Sanki yeşil başlı ördek

Yüzer Elif Elif diye

Karac’oğlan emelerim

Gönül sevmez değmelerim

İliklenmiş düğmelerin

Çözer Elif Elif diye

::::::::::::::

GARİP BÜLBÜL

Bülbül ne yatarsın Çukurovada

Eşin gelir bulmaz seni yuvada

Kendim gurbet elde gönlüm sılada

Ötme garip bülbül gönül şen değil

Coşuyor da deli gönül coşuyor

Ciğerciğim kebap oldu pişiyor

Sevdiceğim yüce dağlar aşıyor

Ötme garip bülbül gönül şen değil

Bülbülün yatağı bahçeler bağlar

Garibin yatağı kahveler hanlar

Gurbet elde ölsem bana kim ağlar

Ötme garip bülbül gönül şen değil

Bülbül ne yatarsın bahar erişti

Kırmızı gül goncasına kavuştu

Sılada sevdiğim aklıma düştü

Ötme garip bülbül gönül şen değil

Bülbül ne yatarsın bahar yaz geldi

Bizim göle ördek geldi kaz geldi

Sılada sevdiğim benden vazgeldi

Ötme garip bülbül gönül şen değil

Bülbül ne yatarsın baharın vaktı

Yıkıldı gönlümün sarayı tahtı

Böyledir alemde aşıkın bahtı

Ötme garip bülbül gönül şen değil

:::::::::::::::::::::

BENDEN ALA ÇİÇEK VAR MI

Çiğdem der ki ben alayım

Yiğit başına belayım

Hepsinden ben alayım

Benden ala çiçek var mı

Al baharlı mavi dağlar

Yarim gurbet ilde ağlar

Nevruz der ki ben nazlıyım

Sarp kayalarda gizliyim

Mavi donlu gök gözlüyüm

Benden ala çiçek var mı

Al baharlı mavi dağlar

Yarim gurbet ilde ağlar

Lale der ki behey Tanrı

Benim boynum neden eğri

Yardan ayrı düştüm gayrı

Benden ala çiçek var mı

Al baharlı mavi dağlar

Yarim gurbet ilde ağlar

Sünbül der ki boyum uzun

Yapraklarım düzüm düzüm

Beni ak gerdana dizin

Benden ala çiçek var mı

Al baharlı mavi dağlar

Yarim gurbet ilde ağlar

Gül der her yanım diken

Çoktur bana gönül çeken

Sayılamaz ekip diken

Benden ala çiçek var mı

Al baharlı mavi dağlar

Yarim gurbet ilde ağlar

Fesleğen der ben’ekerler

Alıp saksıya dikerler

Beylere peşkeş çekerler

Benden ala çiçek var mı

Al baharlı mavi dağlar

Yarim gurbet ilde ağlar

::::::::::::::::

AMAN AVCI

Aman avcı vurma beni

Ben bu dağın (ay balam) maralıyam

Maralıyam hem yaralı

Avcı vurmuş (ay balam) yaralıyam

Bir taş attım çaya düştü

Çaydan bir çift (ay balam) suna uçtu

Benim gönlüm sana düştü

Senin gönlün (ay balam) kime düştü

Bu dağlarda ceran gezer

Tırnakların (ay balam) taşlar ezer

Ben o yare neylemişem

O yardan benden (ay balam) kenar gezer

::::::::::::::::::::::::

KALENİN ARDINDA

Kalenin ardında üç ağaç incir

Elimde kelepçe boynumda zencir

Çekme zencirleri kollarım incir

Atma bu taşları ben yaralıyım

Elalem al geymiş ben karalıyım

Kalenin ardında bir taş olaydım

Gelene geçene yoldaş olaydım

Bacısı güzele kardaş olaydım

Atma bu taşları ben yaralıyım

Elalem al geymiş ben karalıyım

Kalenin ardında ben gördüm onu

Mavidir şalvarı beyazdır donu

El ne derse desin ben sevdim onu

Atma bu taşları ben yaralıyım

Elalem al geymiş ben karalıyım

Kaleden kaleye şahin uçurdum

Ah ile vah ile ömrüm geçirdim

Yar bize gelende şerbet içirdim

Atma bu taşları ben yaralıyım

Elalem al geymiş ben karalıyım

:::::::::::::::::::

HALİME

Halimeyi samanlıkta bastılar

Şalvarını gül dalına astılar

Gecesini bin beş yüze kestiler

Elde bade belde şalvarla oynar

Oynar gavur kızı aman oynar

Muhabbet candan kaynar

Halimenin samanlıktır sarayı

Alışmış liraya almaz parayı

Hasan çavuş yeni bulmuş arayı

Uzat ellerine kına yakayım

Gerdanına beşibirlik takayım

Sen salın da ben boyuna bakayım

Halimenin yolda buldum izini

Duman sandım şalvarının tozunu

Açtım yaşmağını öptüm yüzünü

Elde bade belde şalvarla oynar

Oynar gavur kızı Halime

Bak bir de benim halime

::::::::::::::::

ÇARŞAMBAYI SEL ALDI

Çarşambayı sel aldı

Bir yar sevdim el aldı

Keşke sevmez olaydım

Elim koynumda kaldı

Ah ne imiş ne imiş

Kaderim böyle imiş

Kimse sevda çekmesin

Ateşten gömleğ’imiş

Çarşamba yollarında

Bilezik kollarında

Yavrum seni tanırım

Pınarın yollarında

Ah dağlar yeşil dağlar

Sevdiğim yaman ağlar

Kimse sevda çekmesin

Ateşten gömleğ’imiş

İndim bağa susuzum

Susuzum uykusuzum

Girsem yarin koynuna

Elim durmaz huysuzum

Ah ne imiş ne imiş

Kaderim böyle imiş

Kimse sevda çekmesin

Başlara bela imiş

::::::::::::

ALTI KIZLAR

Şu benim karşımda duran

Altı kızlar altı kızlar

Altı kızın biri Ümmü

Altı kızlar altı kızlar

Altı kızın biri Ayşe

Benleri var köşe köşe

Mail oldum hilal kaşa

Altı kızlar altı kızlar

Altı kızın biri İnci

Odur güzellerin genci

Koynunda iki turuncu

Altı kızlar altı kızlar

Altı kızın biri Melek

Dünya döner çarkı felek

Yeter eylediğim dilek

Altı kızlar altı kızlar

Altı kızın biri Meryem

Etti gönülleri sersem

Ya ben oldum ona hemdem

Altı kızlar altı kızlar

Altı kızın biri Dudu

Odur güzellerin kutbu

Kerem de coştu delirdi

Altı kızlar altı kızlar

:::::::::::::::

KINA GECESİ TÜRKÜLERİ 1

Kınacılar çay başına dizildi

Yeşil kınam altın tasta ezildi

Kınayı görünce benzim bozuldu

Ağla anam ağlamanın günüdür

Ocağımızın taşı kara

Yüreğimin başı yara

Sabahleyin kalk da anam

Kızım diye yerim ara

Al kekliğim seke seke

Boğazımda gümüş halka

Ben evimden ayrılmazken

Ayırdılar çeke çeke

Evimizin önü marul

Sular akar harıl harıl

Nolur anam gel bir daha

Kızım diye bana sarıl

::::::::::::

KINA GECESİ TÜRKÜLERİ 2

Antalya’dan aldım yaprak kınayı

Bezirgandan aldım ballı hurmayı

Yakma yengem yakma sen bu kınayı

Yaktığın kınaya pişman olursun

Gözümün sürmesin kömür etmeyin

Elimin kınasın çamur etmeyin

On beşlik kızını gelin etmeyin

Yaktığın kınaya pişman olursun

Gel kuzucuğum gel kınalar yakayım

Ak mermer üstüne pekmez dökeyim

Git de ben burada hicran çekeyim

Annesini koyup giden nazlı kuzu vay

::::::::::::::::::

DİZİN 1

(Abecesel olarak ozan adları)

Abdurrahim Tırsi

Armutlu

Aşık

Aşık Abdi

Aşık Ali

Aşık Ali İzzet Özkan

Aşık Celali

Aşık Dursun Cevlani

Aşık Garip

Aşık Halil (Bursalı)

Aşık Hüseyin Çırakman

Aşık İhsani

Aşık Kamil

Aşık Kemali

Aşık Kerem

Aşık Mahzuni Şerif (Berçenekli)

Aşık Nesimi Çimen

Aşık Ömer

Aşık Paşa

Aşık Süleyman

Aşık Şenlik

Aşık Talibi

Aşık Veli

Aşık Veysel

Azmi Baba

Bahşi

Balasan

Balım Sultan

Bayburtlu Zihni

Benli Ali

Dadaloğlu

Davudoğlu

Dedemoğlu

Deli Boran

Derdiçok

Dertli

Ebu Hamid

Emir Sultan

Ercişli Emrah

Erzurumlu Emrah

Eşrefoğfu Rumi

Gaybı Sun’ullah

Gedayi

Geda Muslu

Gevheri

Habib Karaaslan

Hacı Bayram Veli

Haki

Harabi

Hatayi

Hayali

Hocaoğlu

Hüseyni

İbrahim Tennuri

İdris-i Muhtefi

Kabasakal Mehmet

Kağızmanlı Hıfzı

Karacaoğlan

Katibi

Kaygusuz Abdal

Kayıkçı Kul Mustafa

Kazak Abdal

Kemter Baba

Köroğlu

Kul Budala

Kul Nimmet

Kul Hüseyin

Kul Mehmet

Kul Nesimi

Kuloğlu

Levni

Mecnuni

Meftuni

Mehmet Çakırtaş

Mesleki

Mısrı Niyazi

Minhaci

Muhibbi

Muhiddin Abdal

Muhyi

Müdami (Posoflu)

Nizamağlu

Ozan

Öksüz Dede -Öksüz Aşık

Pir Sultan Abdal

Ruhsati

Sait Emre

Sefil Ali

Serdari

Seyrani

Sivaslı Sıtkı

Sümmani

Tamaşvarlı Gazi Aşık Hasan

Teslim Abdal

Tokatlı Aşık Nuri

Usuli

Üftade

Ümmi Sinan

Yunus Emre

Yusufelili Huzurı

Ağıtlar

Maniler

Ninniler

Türküler

SÖZLÜK

A

ab :su

abd :kul

abdal :derviş

ab-ı hayvan :bengisu

ab-ı kevser :kevser suyu (Kevser suyunun, kardan ak, baldan tatlı

gökteki yıldızların sayısınca kadehler bulunan bir havuz olduğuna inanılır.)

ab-ı zülal :soğuk, temiz, güzel su

ademoğlu :insan

adu :düşman

ağ :ak

ağırlık eylemek :ağırbaşlı olmak

ağlara gelmek :iplere asılmak

ağmak :yukarıya çıkmak, yükselmek

ağu :zehir

ağyar :yabancılar, eller, başkaları ( Sevene göre sevgilisiyle görüşenler )

afitab :güneş

ahd :and, söz verme

ahd-ı zar :çok isteme, çok dileme

ahir :son, sonuncu

ahir-kar :işin sonu

ahir zaman :dünyanın sonu

ahu :ceylan

ahval :haller, durumlar

akça çığın :yerel bir kuş türü

aklın dağıdır :aklı başından gider

akval :kaviller, sözleşmeler, anlaşmalar

al :hile, tuzak

alafırcık :(al ve fücur’dan olabilir) fitne, fesat, karıştırıcılık

alaim-i sema :ebem kuşağı, alkım

alavula :alaca bulaca

Ali :4. Halife, Muhammed Peygamber’in damadı, kardeşliği, amcasının oğlu

alişan :ünü ve onuru yüksek olan

alem :evren, dünya, yaşam

amel :iş

ana :ona

ancalar :hepsi, topu birden, tümü

andelib :bülbül

ane :anne

Anka :Kafdağında olduğuna inanılan masal kuşu

anın :onun

atap :cehennemin kapısında bekleyen zebani

arayıla :ara ile, aralıklı olarak

ari :ırak, sıyrılmış, aklanmış, temizlenmiş

arkın :yavaş, hafif

arzı hal kılmak :üst makama durumu bildirmek, bilgi sunmak

asman (asuman) :gök

aşık :derviş, Tanrı aşığı

aşikar :açık, gizli olmayan

aşiyane :yuva

aşk odun urayım cane :canımı aşk ateşiyle yakayım

aşna :bildik, tanıdık, dost

avaz :ses

ayan :açık, belli ortada

ayıdam :söyliyeyim

ayn-i bahar :baharın gözü

ayn-i cem :Bektaşi ve Alevilerin kabul töreni

ayn :göz, çeşme, kaynak

azemet-füruş :büyüklük satan

azmak :yol yitirmek, sapıtmak

azmış :yolu yitirmiş, yolu sapıtmış

azm-i didar :buluşma, kavuşma çabası

B

bab :kapı; bir kitabın bölümlerine verilen ad

bac :vergi ( Daha çok bir kez ancak zorla kabul ettirilerek

alınan vergi anlamına gelir.)

bad-ı saba :sabah rüzgarı, sabah meltemi

bag :zincirle ya da iple bağlama

bağ-ı canan :cennet bahçesi

bahr-ı muhit :büyük deniz, okyanus

bahri :deniz ördeği gibi bir kuş

bahşiş :bir iş görene hakkının dışında verilen para

bal :kanat, boy bos, kol

balaban :bir tür koca kafalı çakır doğan

bar :yemiş, meyve

baran :yağmur

baru :burç, kale

baş :yaranın işleyen gözü

başım koşalı :başımı koyalı

batın :iç dünya, gizli, gizli evren; Tanrı adlarından biri

bay :zengin, efendi

baz :doğan kuşu

bazergan :tüccar

bed-huy :kötü huylu

bedr-ü hilal :dolunay, yarımay

beğni ağar :şerefi, onuru yükselir

bek :sağlam, sıkı

bel :geçit

belı :evet

bend :bağ

Bender :Osmanlı İmparatorluğunun batı sınırında ünlü bir kale

benefşe :menekşe

bengilik :esrarkeşlik

berat :Kadir Gecesinin öteki adı

berat :bir buluştan, bir haktan yararlanmak için devletçe verilen

belge. (Osmanlı İmparatorluğunda ayrıcalıklı buyruk. )

bergüzar :anı; anılmak için verilen armağan

beri :ırak, sıyrılmış, kurtulmuş

berk :güçlü, kuvvetli

beserek :besili, tombul

beşaret :iyi haber, müjde

Beytullah :Kabe

biçare :çaresiz

bi-haya :hayasız

bihter :daha iyi, çok iyi, en iyi

bi karar :kararsız

bile :birlikte, beraber

bilece :birlikte

bilecek :birliktelik, beraberlik

bilişmek :tanışmak

bi vefa :vefasız

bi zeban :dilsiz, geveze olmayan, az konuşan

bostan :çiçek bahçesi

börk :kürk ve keçeden yapılma başlık

budak :dal, sürgün

Budin :Budapeşte ( Macaristan’ın başkenti )

burma :bilezik

buy :koku

bülbül-veş :bülbül gibi

bülend :yüksek

bünyad :yapmak, kurmak

C

canib :yön, yan

cebe :zırh, pusat

Cebril, Cibril :Tanrı’nın buyruklarını Peygambere ileten melek

celal :kızgınlık, kızma

cemal :güzellik

cemal bağı :güzellik bahçesi

ceran :ceylan

cevahir :cevherler, mücevherler

cevr :eziyet, zulüm

ceylan :dolanmak, dolaşmak

cıda :mızrak, kargı

ciğer :yürek, kalp

cücük :civciv

cüda :ayrı, ırak

cümle :hep, bütün, tüm

cünunluk :coşkunluk, us tanımazlık, delilik

cür’a :yudum, içildikten sonra kadehin dibinde kalan tortu

Ç

çarh :gök

çarh-ı felek :feleğin çarkı, dünya, evren, tekerlek gibi döndüğüne

inanılan ,gök

çarh vurmak :gökleri dolaşmak, çark vurmak

çarkacı:ordunun öncüleri

çarkalamak :çarkacıların, yani ordu öncülerinin düşmanı oyalama

hareketleri

çekildi :göğe uçtu, gitti

çene :gevezelik, boş laf

çerağ :mum, ışık

çerviş :yemekteki yağ

çeşm :göz

çeşm-i fettan :hileci, fitneci, aldatıcı göz

çeşm-i gazal :ahu gözlü

çeşm-i giryan :ağlayan göz

çevgan :ucu eğri sopa

çirk :çirkef, pis, iğrenç su

çiğin :omuz

çiğninde :omzunda

çorap geydirmek (çorap örmek) :fesat kurmak, aldatmak, başına iş

açmak, birini kötülemek için habersizce hazırlık yapmak

çöpür :yünün tarandıktan sonra kalan kaba, kötü kısmı

çövmen :yemiş toplamakta kullanılan ucu çatallı değnek

çü :gibi, çünkü, o zaman

çün :çünkü, o zaman, değil mi ki, madem ki

D

dad :imdat, feryat, yakınma

dağ :yara

dağlamak :yara üzerine kızgın demir basmak

dahleylemek :aleyhte bulunmak, yermek

dal :delalet eden, gösteren, işaret

dam :tuzak

daman, damen :etek

dandan :gürültü patırdı, kavga

dar :adam asmakta kullanılan ara, darağacı (Alevi ve bektaşilerde

“ayn-ı cem” yapılan yer.)

dar :göçmek

dar-ı rıhlet :göçüş evi

dasitan eylemek:destan etmek, herkese duyurmak, dillere düşürmek

da’vac’olma :davacı olma

davlumbaz :savaşdavulu

Davud Nebi :sesi çok güzel olan Davut Peygamber (Davudi ses deyimi

buradan gelir.)

dehan :ağız

dem :zaman

demadem :daima, her zaman

demde :eğlencede dolaşmada

dengim var :düşman, hasım

denlü :dek, kadar, denli

derilmek :bir araya gelmek, toplanmak

derimend :dertli, yasalı, kaygılı

derun :iç yan, yürek, kalp, iç

derya :deniz

desdimal :el silecek, yağlık

dest :el

devlet :diriltmek, canlandırmak

diriğ ;dirlik :dirlik, geçim, yaşayış

div :dev, şeytan, cin

divane :deli, aşık

dolu :içki dolu kadeh, içki

dolunmak :batmak, gurup etmek

dönmenem :dönmem

dörtlük :küçük para

dud :duman, tütün

dur :ırak, uzak

duhan :tütün, duman

durub-u emsal :atasözleri

duzah :cehennem, tamu

dü :iki

dün ü gün :gece gündüz

dür :inci

düzmek :yapmak, başarmak, düzenlemek

E

eda :bizim, durum

edik :koncu kısa çizme

edna :en aşağı

ef’al :işler, ameller

efkar :kederli düşünce

eğin :omuz, sırt

eg’n, eg’in :arka

eg’nine :arkasına

eğlenmek :bir yerde durup zaman geçirmek, dinlenmek

Eğre (bugün Erlan) :bir Macar kenti

ehl-i cihan :cennetler, uçmaklar sahibi

ehl-i hak :Tanrı ehli, erenler

ehl-i zaman :günün adamı

ekber:büyük

elvan elvan :renk renk, çeşit çeşit renk

em :ilaç

Emirler :Mersin yöresinde bir köy

emval :mallar

emval-ı eytam :yetim malları

emn-ü eman :güven ve korkusuzluk

enik :köpek yavrusu

engür :üzüm

er :derviş, tarikat yolcusu

erdi:geldi

ereli :ereli beri, kavuşalı beri

esrik :sarhoş

Estergon :Tuna kıyısında Budapeşte’nin kuzeyinde bir Macar kenti

eşek uğrusu :eşek hırsızı

eşkal :biçimler, şekilier

evvel bahar :ilkbahar

eydür :söyle, der

eytam :yetimler

eyvallah : her şeye razı olmak

eyvan :saray, köşk

eyyam :günler

eyyam-ı devlet :mutlu günler

ezeli, ezel :çok eskiden

F

fağfuri fincan :Çin fincanı

fak :tuzak

fani :ölümlü

farımak :soğumak, uzaklaşmak, uşanmak

fartu fartu :”cart curt” gibi bir söz

faş etmek :açıklamak, ortaya çıkarmak

feragat :vazgeçmek

ferda :yarın, gelecek zaman

fehmeder arını :utanmayı öğrenir

felek :talih

fem :ağız

fena :yokluk

fend :hile, desise, düzen; güreşte uygulanan oyunlar

ferda :yarın, gelecek günler, erte

ferraş :döşeyen, döşemeci, hizmetçi, Kabeyi süpüren

feth-i bab :kapının açılması

fırka :parti, grup; tür

Fir’avn :Musa Peygamber zamamında Mısır Kıralı (Musa’nın ardına düşmüş,

ordusuyla Kızıldeniz’de boğulmuş)

firak :hasret, özlem, özlem çekmek

fikr:düşünce

firdevs :sekiz cennetten biri

Fireng (Frank) :Fransız

firkat :ayrılık

fisk (fısk) :hak yolundan çıkma Tanrı’ya isyan, hainlik, dinsizlik,

ahlaksızlık

fitne :bela, sıkıntı, ara bozma, karışıklık çıkarma

füruş :satan, satıcı.

G

Gaffar-üz-zünub :günahları bağışlayıcı; Tanrı sıfatlarından

gam-ı hicr :ayrılık derdi

gammaz :kovucu birine iftira ederek zarar veren, fitneci

gamze :yanak çukuru; yan bakış

Gani :Tanrı’nın adlarından; zengin, varlıklı

Gani Settar :kullarını bağışlayan Tanrı

gark :boğulma

gavvas :dalgıç

gazal :ceylan, ahu

gazel : kurumuş yaprak

geda :dilenci

geh :gah, bazı, kimi

gele gör :gel de gör

genc :hazine

ger :eğer

geşt etmek :gezmek, seyretmek, dolaşmak

gevher :elmas, değerli taş

gıybet :birisinin arkasından kötülüğünü söylemek, yermek, dedikodu

gidi:deyyus,pezevenk

giriftar :esir, tutsak, yakalanmış

giryan :ağlayan

girye vü zar :ağlayıp, inleme

gönlek :gömlek

gönül düşürmek :aşık olmak

görülsün kanıtlar :işler, hazırlıklar görülsün, bitirilsin

gövel ördek :yeşil başli ördek, yabanördeği

göyne göyne :yana yana

göz göz olmak :delik deşik olmak, çok acı çekmek

gulam :sakalı bıyığı çıkmamış delikanlı, genç, tutsak, kölemen

gune gune :rengarenk, türlü türlü, her çeşitten

guş :işitme, dinleme

gülbenk :bir toplulukça bir ağızdan makamla söylenen dua, tekbir,

ilahi; savaş haykırması

gülşen :gül bahçesi

gülzar-ı aşk :aşk gül bahçesi

güman :şüphe, kuşku

günlük :tütsü için kullanılan bir çeşit ağaç sakızı

gürk (gurk) :kuluçka

H

Habil :Adem Peygamberin oğullarından biri

hacet :gereklik, zorunluk

hadde :erimiş madeni tel yapmak için kullanılan delikli levha

hafa :gizli yer

Hafid-i Peygamber :Muhammed Peygamber’in torunu

hak :toprak

hak ile hak olmak :toprakla toprak olmak, toprağa karışmak

hak-i pay :ayak toprağı, tozu

hak kalemi :alınyazısı, talih

Hak kapısı :Tanrı yolu

hal :tasavvufta, Tanrısal gerçeklere ulaşan kişinin benliğinden geçme

durumu

halayık :yaratıklar, insanlar

halife :birinin yerine geçen

halı :boş, ilişiksiz, evlenmemiş

halim :yumuşak, huy

halk-ı alem :dünya halkı, insanlar

Hallaak :halkeden, yaratan, Tanrı

haman :Firavun’un veziri

hamaylı :boyuna asılan muska, kılıç bağı

hamil :yüklenen, gebe

hamr :sarap (aşk şarabı)

hane :ev, gönül

hanedan :konuksever, vergili; belli ve büyük soydan gelen kimse

har :diken

harabat :harabeler, viraneler, yıkıntılar

harami :yol kesen, can alıcı, eşkıya

haramzade :anası babası belli olmayan, piç

hare :meneviş, menevişli kumaş

hatif :yitikler evreninden haber veren melek

hayf :haksızlık, zulüm; yazık ki, heyhat, vah

hayranlık :esrarın verdiği keyif

hazan:güz,sonbahar

hecr-i gam :ayrılık acısı

hem-dem :asla, hiçbir zaman

heves-güves :hevesederek, özenerek

hezar :bülbül

hışmeylemek :kızmak

hıram :nazlı, edalı, salına salına gidiş

hicap :perde, örtü, utanma

hicr :hicran, ayrılık

hidayet :doğru yolu bulmak, doğru yola götürmek; Tanrı yolu

hil’at :süslü giysi

hindi :bir tür kumaş

hod :kendi, bizzat; de (ne hod:ne de); o, şu

hon (han) :sofra

hor :değersiz, aşağı

höyük :tepe

hub :güzel

huccac :hacılar

huccac-ı müslimin :İslam hacıları

hüccet :isbat belgesi, mahkeme ilamı

hüccet olundu :hüküm giydirildi

Hüda :Tanrı

hülle (hulle) :cennetlik insanların cennette giyecekleri giysi

(söylentiye göre bu giysileri İdris Peygamber dikermiş.)

humar :içki sersemliği

hunı :kan dökücü

hünkar :Padişah, hükümdar, sultan

hüsn :güzellik

I

ılgıt ılgıt :yavaş yavaş, hafif hafif

ıyan (ayan) :açık, belli

İ

içre :içinde, içeri

ider :eder, yapar

iftihar :öğünme

ihtisap :eskiden “muhtesip” denilen belediye başkanının görevi, belediyeye

verilen vergi

ihvan :sadık içden, candan dostlar; tarikat arkadaşları

iki cihan :dünya ve öte dünya (ahiret)

ikrar :saklamayıp söyleme, bildirme, kabul etme, tarikata yeni

giren kimseye uygulanan tören, söz verme

ilacını görmek :çaresini bulmak

imdi :şimdi

inayet kıl :iyilik et, bağrşla

inleyüben :inleyerek

ins ü cin :insan ve cinler

ireyhan (reyhan) :fesleğen çiçeği, güzel koku

irmez :ermez, kavuşmaz, ulaşmaz

irşad :doğru yolu göstermek

irtikap :bir kötülük işleme, yiyicilik, rüşvet yeme

iskancı :yerleştirici, konukçu

iskan evi :göçebeleri belli yerlere yerleştirmek

issi :sahip

ittifak :birleşme

ivaz :bedel, karşılık, karşılık olarak verilen şey

ive ive :acele acele, telaşla

K

Kaabil :Adem Peygamberin öteki oğlu

kaba :elbise, giysi

kabal :ortaklaşa, ya da ücretle başkasının tarlasında çalışma

kabail :kabileler

kadd :boy

kadem :ayak

kadem basmak :varmak, basmak

kadim :sonsuzluk, Tanrı’nın adlarından

kadr (Kadir) :Kadir gecesi

kahan :tarla

kahan etmek, eylemek :sürmek, ekmek

kail :razı

kakıyor :kalkıyor

kalıp :vücut

kam :istenen, beklenen şey

kamet :boy pos

kamil :bilgili, olgun kişi

kangı :kim, hangi

kan :ölüm

kan :maden

kanara :mezbaha

kandan :nereden

Kani :Tanrı

kanlı :kağnı

kaplubağa :kaplumbağa

kar :iş

karangu :karanlık

k’ar ü kenar :derinlik, kıyı

karavul (karakol) :nöbetçi birlik ya da asker

kaşane :köşk, konak

kat :ön,huzur

katar :dizi, sıra

katarbaşı :yük hayvanlarını yöneten kervanbaşı

katre :damla

kavi :sağlam

kavl :söz verme, sözleşme

kavum :kavim, hısım akraba

kayd (kayıd):bağ

kayıd yemek :bağlanmak

kazı :kadı, yargıç

kazzaz :ibrişim büken, ip yapan

kelam :söz

kele kele :vah vah

kem :kötü

kemal :olgunluk

keman :yay

kemdamarlar:kötü huylar

kemend :ip

kemlik :kötülük, şer

kerem :merhamet, bağışlama, onur, lütuf, iyilik

kerem issi :onur sahibi, onurlu kişi

keremkani :iyi huylu, güzel huylu

kesbeylemek :kazanmak

kesmik :buğday başaklarıyla karışık saman; harmanda iyi döğülmeyip

ve kabuklarıyla karışık kalmış dane

kesret :çokluk, bolluk

kevneye :dünya ve ahiret

kevn ü mekan :vücut ve yer

key :ne vakit, ne zaman

kıblegah :kıble yeri

kıl hazer :çekin, sakın

kıl ile yedilmek :inceden inceye götürülmek, eğitilmek, yetiştirilmek

kırklar :kırk erenler (Sufılerce kırkların, diledikleri zaman

diledikleri yerde görünebileceklerine inanılır.)

kile :buğday ve arpa ölçeği olarak kullanılan tahtadan yapılmış kap

kim :ki

kiriş :ince bağırsaktan yapılan saz teli

kinaye :düşünülen şeyi dolaylı olarak anlatmak, dokundurmak

koçmak (koçuşmak) :sarılmak, kucaklamak

koduk, kodak :eşek yavrusu, sıpa

kohulıyan :koklayan

komazım :koymam, bırakmam

korkmazız :korkmayız

kov :dedikodu, çekiştirme, arkadan söyleme

koz :ceviz

köcek :küçük; tarikata yeni girmiş olan; şeyhin hizmetinde olan

derviş; oyun oynayan

kökçek :güzel

köşek :deve yavrusu

kulan :yabani at, iki üç yaşında kısrak

kunlamak, kulun :yavrulamak, doğurmak,

kur’ağaç :kuru ağaç

küfran :iyilik bilememe, gördüğü iyiliği, insanlığı unutma

küfür :imansızlık

külek :yoğurt, ayran koymaya yarar ağaç kova

külli :hep, bütün, tüm

L

lal :yakut gibi değerli ve kırmızı taş

La-mekan :mekansız, mekansızlık; yersiz yurtsuz

La-illa :yok-var

leb :dudak

leşker:asker

leyl-ü nehar :gece-gundüz

libas :giysi, elbise

lika :yüz

lutf u ala :bagış ve armağan

M

madrabaz :vurguncu malı saklayıp pahalılaşmasını sağladıktan sonra

satan

mağrıp (magrib) :batı

mah :ay

mahbub :sevgili (Hakk’a mabub olan sultan: Tanrı’nın sevgilisi

Muhammed Peygamber.)

mahbubluk çağı :sevilme çağı

mahfil :oturulacak, görüşülecek yer, toplantı yeri; büyük camilerde

hükümdarlara ya da müezzinlere ayrılmış, parmaklıkla çevrili yerden biraz

yüksekçe yer.

mah-ı taban :parlak ay; dolunay

maksut :maksat, amaç, istek, dilek

malamat (melamet) :azarlama, sitem etme, kınama (Dünya ve dünya

heveslerini, değerlerini hor gören dervişlik.)

manalar getirür :düşünülebilir

mana gevherin :anlam cevheri

ma’ni :engel

mar :yılan

marifet :bilmek; tasavvufta, tasavvufla ilgili sözler

ma’siyet :başkaldırma; suç işlemek, suç

maşrık :doğu

maşuk :sevgili

matlub :istenilen, aranılan şey, alacak

mazarrat :zararlar

meal :amaç, anlam

mecal :güç, kuvvet

meddah :metheden, öven

mekan :yer, durak

mekkare :hileci, düzenci kadın

meles :pamuktan yapılmış bez; keten gömlek

menend :benzer, eş, gibi

merek :dam, ahır, kulübe; samanlık

Mervan :Emevı halifelerinden biri

mestane :sarhoş, kendinden geçmiş gibi olan

mestanevaş :sarhoş gibi, sarhoşçasına

meşreb :su içilecek yer; huy, gidiş; neşe

mevc :dalga

Mevla :sahip, Tanrı

mevta :ölü

mey-i aşk :aşk şarabı (Tanrı aşkı)

meyyit :ölü

mezahir :Tanrı’nın sıfatlarının belirdiği varlıklar

micik :atılmış, bozuk yiyecek

miftah :anahtar

mihman :konuk, misafir

mihnet :zahmet, eziyet, gam, keder, sıkıntı, bela

mihr :güneş; taht, saltanat

mihrican :sonbahar

minber :camide imamın namaz kıldırmak için önünde durduğu oyuk yer

Mi’raç : Merdiven; göğe çıkma

mirimiran :beylerbeyi, eyalet valisi

misak :and, yemin

miskin :çok yoksul

mişvar :tavır, hareket, gidiş

miyan :bel; orta; aralık

mizan :terazi; kıyamet günü sevaplarla günahların tartılacağı terazi

muhabbet :Alevilik ve Bektaşilikte, tarikat adamlarının bir araya

gelerek içki içerek, saz çalarak “deme” ya da “nefes” söyleyerek, “sema” ederek

söyleşmeleri.

muhal :olmaz, olamaz

muhannes :alçak, namert, kötü insan

muhannet :korkak, alçak, kadın gibi, kalleş

muhbir-i sadık :sadık haberci

muhib :seven, sevgi besleyen, dost

muhtar :seçilmiş, hareketlerinde serbest olan

mukim idim :çalışıyordum, duruyordum

murg-ı can :can kuşu

musahhar :ele geçirilmiş

muti :itaat eden, boyun eğen, bağlı

müflüslük :iflas etmiş olma hali

müjgan :kirpik

mülazim :bir şeyi gerekli bulan, birisine, bir şeye bir yere sürekli

giden

mülk-i lal :al ülke

mü’min :iman etmiş, İslam dinine inanmış, Müslüman

münafık :dıştan dindar içten kafir kimse; bozguncu

münezzeh :kusurlardan, noksanlardan temizlenmiş, arınmış

münkir :inkarcı, yadsıyan

mürafaa (murafaa) :duruşma, yüzleşerek yargılama

mürai :iki yüzlü

mürg (murg) :kuş

mürşid-i kamil :önder, kılavuz

mürüvvet :insanlık, mertlik

müstajrak :gark olmuş, dalmış, kaldırılmış, batmış, kendini bilmeyecek

derecede dalgın, düşünceli

mütevelli :bir vakıf malının yönetimiyle görevlendirilen kişi

N

naçar :çaresiz

nadan :cahil, gerçek bilgisi olmayan, arif olmayan

namlı namlı :öbek öbek, parça parça, bölük bölük

nam-u şan :ad, ün, san

nar :ateş, cehennem

nas :insanlar, adamlar, halk

Nasuh Paşa : Şam valisi; Hac yolundaki eşkıyaları temizlemiş, 1714’te asılmış,

sanı “Osmanoğlu”

naşi :ortaya çıkan, ötürü, dolayı, nedeniyle

nay :ney

nazar eylemek :bakmak

nazil :inen

necaset :pislik, insan tersi

necat :kurtuluş

nefes :Bektaşilerin, halk tasavvuf ozanlarının tarikatlarıyla

ilgili konuları işleyen şiir

nekbet :uğursuz, ahlaksız

Nemçe (Nemse) :Avusturya

Nemrud :İbrahim Peygamberi ateşe attıran Babil Hükümdarı

nesne :şey

neva :ses, seda, makam, ahenk” name

nevcivan :taze, genç delikanlı

niam :nimetler

nice :neden, nasıl

nic’edeyim :nice edeyim, nasıl yapayım

nigar :resim, resim gibi güzel sevgili

nihan :gizli

nisar :saçan, saçıcı

niyabet :naiplik, vekillik

niyaz :yalvarış, baş eğerek ağırlamak

nun : Arap abcesinde bir harf (Harfin duruşu insan vücudunun

eğilmesini andırır. Bu benzetmeyle çok sıkıntı, acı dile getirilmiş olur.)

nuş etmek :içmek

nüzul (nüzl) :nimet, kısmet, yiyim içim

O

ocaklı :yeniçeri, piyade askeri

od :ateş

oğlan :ergenlik çağına gelmemiş erkek çocuk

ol:o

onarı :iyi, düzgün uygun

onarmak (unarmak) :iyi etmek, tamamlamak

Ö

ödlek :korkak

öküş :çok

ömrün serilince :ölünce

özge :başka

P

pa :ayak

papak :kürk ve keçeden yapılma başlık

parayıla :para ile

pare pare :parça parça

pazar eylemek :kurmak, söyletmek

penah :korunma; sığınma

pend :öğüt

perçem düzmek :saç taramak, süslemek, düzeltmek

perde :sazın kolu üzerinde belli sesleri çıkarmak için parmak basılan

yer

perizad :peri kızı, peri yaradılışlı

pervane :kelebek

pesend (etmek) :kıskanmak, imrenmek

peşkeş vermek :sunmak

peyman :and, yemin

peymane :kadeh

pinhan :gizli

pir :tarikatın ileri geleni

pirlik :ihtiyarlık, kocamışlık

pişe :iş güç; alışkanlık

pul :eskiden kullanılan akçadan küçük para

pür-hun :kan dolu

R

Rab :Tanrı

Rabbül Alem :alemi yetiştiren, geliştiren, olgunluğa ulaştıran, Tanrı

rafızı :terk eden, bırakan; Şii mezhebinde ayrı bir kol (Doğru yolu,

mezhebi bırakan, sapıtan demektir.)

rah :yol

rah-ı hakikat :gerçek yolu

rah-ı Hakk :Tanrı yolu

rahi :yolcu, gezgin

rahm :acıma, esirgeme, koruma

rahman :merhamet sahibi, Tanrı sıfatı

rahmetmek :acımak, merhamet etmek

rahşan :parlak (yıldız)

raht (reht) :bastırarak ezme

Rasul :şeriat sahibi, peygamber, Hz. Muhammed

Rasul-i Ekrem :en büyük peygamber, Hz. Muhammed

ravza :çayırlık, çimenlik, bahçe (Ravzai Rıdvan, Ravzai Cennet ya da

yalnızca Ravza, cennet karşılığı olarak kullanılır.)

raz :sır, giz, gizli şey

reaya :halk, avam

rehvan :yolda giden, yürüyen

rengin :renkli, güzel

revan :yürüyen giden, akan, su gibi akıp giden; ruh, can

revane :giden, yürüyen

rıza lokması :Tanrısal lokma

rububiyet :bir şeyi, birini, yeteneğine göre yetiştirip geliştirmek

ruh :yanak

rumuz :remizler, alamı tam açık olmayan sözler

ruz u şeb :gündüz ve gece

Rüstem-i Zal (Zaloğlu Rüstem) :İranlıların büyük destanları (Firdevsi’nin

yapıtı. Rüstem adı, gözü pek, olağanüstü kavgacı, savaş işlerini başaran

kahramanları göstermek için kullanılır.)

rüsvay eylemek :itibarsız, onursuz duruma düşürmek

rüşd :erginlik, olgunluk

S

sağrı :atın kıçı

sail :soran

sail (savlet’ten) :saldırıcı

sait :namuslu, Tanrı katında iyi olan

sal :düzlük

sal :tabut

sala :selam, alana çağırma sözü

salaca :tabut, teneşir

salan :sallayan, eğen

salınıban :salınarak

Sallallah : peygamberlere düzenlenmiş duayı okumak (Buna “selavat

getirmek”de denir.)

salmanam :salmam, bırakmam

salyane :salgın, vergi, yıllık saptanan para

sa’y :çalışmak

sayru :hasta

seğdirmek :koşmak

seğirdüben :seğirterek, koşarak

sekiz cennet :hadislerde cehennemin yedi, cennetin sekiz olduğu

bildirilmiştir.

selef :önceki

selim :doğru, temiz

selki :hafif, yegin

Selman :Sahabe’den; Peygamberin zamanında ona inananlardan,

yakınından olanlardan bir İranlı

selvi revan :yürüyen selvi boylu

sena :övgü, yüceltme

ser:baş

ser-bölük :bölükbaşı

sermest :sarhoş, kendinden geçmiş

sert humar :huysuz eşek

server :baş,önder

servi kamet :selvi boylu

seven sevende :seven ve sevilen

seyfi :güzel gözlü bir av kuşu

seyr :gezmek; rüya, düş

seyran :gezinme, gezme

sıdk :doğruluk, gerçeklik

sığın :bir geyik türü

sıfat-ı şer :kötü sıfatlar

sınamak :denemek

sındı :makas

sınık :kırık, kırılmış

sırat :cehennemin üstüne gerilmiş kıldan ince kılıçtan keskin köprü

sırat-ı müstakıym :doğru yol

sırr-ı Sırr-ullah :Tanrı’nın gizlerinden; sır

silahdar :padişahın ya da paşaların silahlarının koruyucusu

simlerin kuşanmak :ziynet, süs eşyası takmak

sin :mezar

sipah, sipahi :atlı asker

sorup sormaşmak :arayıp sormak, soruşturmak

söğünmek :sönmek

subh :sabah vakti

sun-i lemyezel :Tanrı yapısı

suphan :Tanrı

suz :sıcaklık, yanma

suz-i gam :gam ateşi

sücü :şarap

sükker :şarap

sürçek :sürçen, ayağı yere takılan

Ş

şad :sevinçli, neşeli

şadoluben :sevinerek

şah-ı huban :güzeller şahı

şah-ı merdan :insanlar şahı (Halife Ali’nin sıfatı olarak kullanılır.)

şaki :hırsız, yol kesen

şakımak :ötmek, dokunaklı ses çıkarmak

şalı renk :türlü renkte şal, boyun atkısı

şane :tarak

şar :şehir, kent

şaz :genel kurala uymayan, kuralsız, istisna

şehristan :şehir yeri, kent

şehriyar, şehr-yar :padişah, hükümdar

şekk :şüphe, kuşku

şem :mum

şems :güneş

şerha :yarık

şerheylemek :açmak, açıklamak

şeyda :çılgın, tutkun

şeytan-ı lain :lanetlenmiş şeytan

şey’ullah (Şey’en billah’tan bozma) :Allah için bir şey

şikar :av

şikest :kırılmış

şimdiden geri :şimdiden sonra

şita :kış

şivekar :nazlı, cüveli

şol :su

şuriş :karışıklık, kargaşalrk

şükr :teşekkür

T

taat :Tanrı buyrukları, ibadet

tab’ :huy, yaratılış

tac :hükümdarların başına giydikleri cevahirli başlık; gelinlerin

başlarına koydukları cevahirli süslü başlık

tahrik (hark’tan) : çok yapma, yakınma, susatma, susatılma

fahrik (hareket’ten) :kımıldatma, kımıldatılma, oynatma

tahrık-ü tar :çok yanma ve karanlık

tahtes-sera :toprak altı

talimin almış şahan :av kuşu yakalamayı öğrenmiş şahan

tan’eylemek :sövmek, yermek, kınamak

tar :karanlık

tarac :darmadağın

tapı :tapınılan şey, mabut

taye (daye’den) :dadı

teb’it :uzaklaştırma

Tecer :Sivas dolaylarında bir dağ ve ırmak

tecrim :cezalandırma

teferrüç :açılma, ferahlama; gezinti; gezintiye çıkıp gam dağıtma

tefrik :ayırmak

tekne :sazın gövdesi

televvün erişmek :renkten renge girmek

tennure :tandırlık, mutfakta giyilen giysi; yakasız, önü göbeğe dek açık,

üst kısmı bele kadar dar, etekleri geniş, kolsuz giysi

tepir :kıl elek, kalbur; buğdayın tanelerini samanından ayırmak için

kullanılan kamıştan ya da ince dallardan yapılmış sepet

terkin urmak :vazgeçmek

tertip olundu :atandı

teşviş :karıştırma, karmakarışık etme

tevekkül :işi Tanrı’ya bırakıp yazgıya razı olma

tevhıd etmek :Tanrı’nın birliğini söylemek

tezkiye :temizleme, soruşturma

tıfl-ı nevres :yeni yetişmiş genç, sevgili

tımar :hükümetçe geçim için verilen toprak

tınab :ip, destek

tiğ (tig) :kılıç

tig-i gamze :kılıç gibi yüreği delen kirpik

tiryak :zehirlere karşı ilaç

tonuz :domuz

top vakti :develere topak biçiminde hamur verme zamanı

toy :ziyafet

toy :bir tür kuş

tuba :cennette bulunduğuna inanılan, çeşitli, lezzetli yemişler veren

bir ağaç

turayıla :tura ile

tutuben :tutarak

türab :toprak

tütün :duman

U

uçmak :cennet

uğru :yol; entarinin ön parçası

uğru :hırsız, yol kesen

uğrunca :gizlice

ukba :ahiret, öte dünya

ulaşır :sataşır

ulu divan :mahşer günü insanların Tanrı’nın huzuruna çıkışı

ulu Sultan :Tanrı

umman :büyük deniz, okyanus

Urban-ı Hicaz :Hicaz Arapları

urum :eskiden Anadolu’ya verilen ad

uruşan :ruşen, aydın

uryanı :çıplaklık

ustager :usta, iyi iş yapan

usul :müzikteki esaslar, yöntem

uş :işte

uşşak-ı serbaz :korkusuz aşıklar

uyarmak :yakmak

Uyvar(Ersekujvar) :Estergon’un kuzeyindeki bir kale ve kasaba

Ü

ülfet :alışma, görüşüp konuşma

ümera :amirler, büyük, yüksek memurlar

ümmet-i naci :kurtulmuş ümmet

ürke :ürker

üryan (uryan) :çıplak

üstaz :üstat, usta, hoca

V

vahdet :birlik

vahdet şarabı :birlik şarabı

varis :kendisine başkalarından miras kalmış kişi

vasf-ı hal :başından geçenler, durumlar

vasl :kavuşma

vazgelmek :vazgeçmek, gözden çıkarmak, uzaklaşmak

vebal :suç, sorumluluk

vird :tarikatta belli zamanlarda okunmak üzere Türkçe düzenlenmiş

dua ve övgüler; sık sık yinelemek

visal :ulaşma, bitişme, sevgiliye kavuşma

vuslat-ı mahbub :sevgiliye kavuşma

Y

yad :el, yabancı

yadlu (yatlu, yatlı) :kötü, pişman, bedbaht

yahşi (yahşı) :iyi

yal :hayvan yiyeceği

yalı kaval :atın koşarken yelesinin havalanması

yaman :kötü, fena

yanıl :kızarmış, olgun

yar : uçurum

Yaradanbari :Tanrı

yarağ :gerekli (“yaramak”tan gelen bu sözcük, silah, gerekli şey,

gereç anlamlarında da kullanılır.)

yaran :dostlar, sevgililer

yarlık :aşk, ferman

yasmak :eğmek, kırmak, perişan etmek

yavı kılmak :yitirmek

yavuzluk :kötülük, sert huyluluk

yazı :ova, sahra

yeğ :daha üstün, tercih edilir

yeksan :birlikte, beraber, her zaman, denk, bir, eşit

yelmek :koşmak, ivedi yürümek; serseri gibi dolaştırmak

yeticejiz :yetince, ulaşınca, varınca

yetmek :yetişmek, koşmak, ulaşmak

Yezid :Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin’i Kerbela’da öldürten Emevi halifesi

yiğitlik :gençlik

yoklan :yoklayın

yol :tarikatta uyulması gereken yöntem

yolak :baş

yol-erkan :tarikat ve temelleri

yorağ :papucun üst kısmı

yorgalama :binicisini sarmadan yürüyet at, rahvan

yuka :yufka

yumak :yıkamak, arıtmak, temizlemek

yüğürmez :iyi, hızlı yürüyen (at için kullanılır)

yüz ağı :temiz yürek, suçsuz

Z

zağ :kılıç ya da bıçağı bileyerek verilen cila

zağfiran :safran, sarı renk veren bir bitki

zahm :yara

zahimdar :yaralı

zahir :açık, belli, dış, evren

zahid :çok aşırı sofu, kaba sofu; Alevilerce Kızılbaş olmayan

zail olmak :silinmek, bitmek

zahm uran :yaralayan, yara açan

zar :ağlama, inleme

zari kılmak :ağlayıp, inlemek

zari zari :ağlaya ağlaya, inleye inleye

zat-u sıfat :dış ve iç varlık

zekat :şeriata göre, helallığını sağlamak üzere mal ve paranın her yıl

sadaka olarak dağıtılması gereken kırkta biri

zemistan :kış

zeyn :süs bezek

zi :ne hoş, ne güzel

ziba :süslü, yakışıklı, güzel

zikr :anma

zuhur :ortaya çıkma

zu’m-ı fasid :bozuk zan, yanlış sanı

zu’m-za’m :zan, sanı

zühd, zühüd :her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete verme

zühd ile taat :dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyruklarını yerine

getirme

zülf :zülüf, başın örtü dışında iki yana sarkan saç kısmı, perçem

zülal :temiz su

zülüfbend :saç bağı

KAYNAKÇA

AŞIK DURSUN CEVLANİ Daha Neler Nelerim Var, Şiirler, Ankara. 1958.

AŞIK İHSANİ Ağalı Dünya, Şiirler, İstanbul 1964. Yazacağım, Şiirler

İstanbul 1966.

AŞIK VEYSEL Değişler, Şiirler, Ülkü, Ankara 1944. Aşık Veysel, Hayatı ve

Şiirleri, İstanbul Maarif Kitaphanesi, Halk Şiirleri Serisi 18, İstanbul 1949.

BAŞGÖZ, İLHAN (Prof. Dr.) Manilerimizden, Dosta Yayınları 8, Ankara 1957.

İzahlı Türk Halk Edebiyat Antolojisi, Cilt: 1, Ararat Yayınevi İstanbul 1968.

Aşık Ali İzzet (Özkan, Yaşamı, Sanatı, Şiirleri, Türk İş Bankası Kültür

Yayınları: 191, Edebiyat Dizisi, 47, Ankara 1979.

BAYRI, HALİT Halk Şiiri, 19. Yüzyıl, Varlık Yayınları, 450, Türk Klasikleri,

47, İstanbul 1 956.

BİNYAZAR, ADNAN Uzun İnce Bir Yolsa Aşık Veysel, Hayatı, Sanatı, Eserleri

Üzerine Bir İnceleme, Tel Yayınları, İnceleme Dizisi: 3, İstanbul 1973.

BORATAV, PERTEV NAİLİ, İzahlı Halk Şiiri Antolojisi, Maarif Vekaleti

(Prof. Dr.)-Halil Vedat Fıratlı Türk Edebiyatı Antolojileri: 4, Ankara, 1943.

ESEN, AHMET ŞÜKRÜ Anadolu Ağıtları, Açıklamalar ve Dizinlerle Yayına

Hazırlayanlar: Prof. Dr. Pertev Naili Boratav ve Remy Dor, Türkiye İş

Bankası Kültür Yayınları: 239, Edebiyat Dizisi, 59, Ankara 1982.

CEVDET KUDRET Pir Sultan Abdal, Yeditepe Yayınları: 158, Yeditepe Türk

Klasikleri: 6, İstanbul 1965.

CUNBUR MÜJGAN Başakların Sesi, Saz Şairlerinin Hayatı ve Eserleri Poyraz

Reklam Yayınları: 1 , Ankara 1968.

ÇAKIRTAŞ, NEEHMET Gün Dönümünden Sonra, Aşk Gurbet, Tabiat;

Beşeri, Tasavvufi, Hamasi yüz şiir. 2632 mısra. Ankara, 1957.

DİZDAROĞLU, HİKMET Halk Şiirinde Türler, TDK Tanıtma Yayınları:

283, Çeşitli Konular Dizisi: 7, Ankara 1969.

EYUBOĞLU: SABAHATTİN Yunus Emre ye Selam, Çan Yayınları: 39,

İstanbul 1966. Yunus Emre, Cem Yayınevi, İstanbul 1971. Pir Sultan Abdal,

Sunu: Azra Erhat. Önsöz: İlhan Başgöz, Cem Yayınevi Eğitim Dizisi,

İstanbul 1977.

GÖLPINARLI, ABDÜLBAKİ Yunus Emre, Hayatı, Sanatı, Eserleri, Varlık

Yayınları: 121 , Türk Klasikleri: 2, İstanbul 1952. Yunus Emre’den Seçmeler,

Uluslararası Yunus Emre Semineri Hatırası. Akbank Yayını. İstanbul 1971.

Yunus Emre, Hayatı ve Bütün Şiirleri. Altın Kitaplar Yayınevi. 4. bs.,

İstanbul 1976. Pir Sultan Abdal, Hayatı, Sanatı, Eserleri, Varlık Yayınları:

152, Türk Klasikleri: 13, İstanbul 1953. Kaygusuz Abdal, Hatayi, Kul Himmet, Varlık

Yayınları: 168, Türk Klasikleri: 20, İstanbul 1953. Türk Tasavvuf Şiiri

Antolojisi, Milliyet Türk Klasikleri Dizisi: 7. “100 Şair 1000 Şiir:l “,

İstanbul 1 972.

GÜNEY, EFLATUN CEM Halk Şiiri Antolojisi, Başlangıcından Bugüne Türk

Şiiri: 2, Varlık Yayınları. İstanbul 1947. Halk Türküleri, 2. Bs. Yeditepe

Yayınları: 15, İstanbul 1956.

GÜZEL, ABDURRAHMAN Kaygusuz Abdal (Alaaddin Gaybı), Kültür Bakanlığı

Yayınları: 240. 181 , Ankara.

KARAALİOĞLU, SEYİT KEMAL Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü, İnkılap ve

Aka Kitabevleri, Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi, Genişletilmiş 2. Bs.,

İstanbul 1978.

KARAER, MUSTAFA NECATİ Karacaoğlan, 1001 Temel Eser, Tercüman,

İstanbul 1973.

KURDAKUL, ŞÜKRAN Şairler ve Yazarlar Sözlüğü, Bilgi Yayınları:

178, Sözlük Dizisi: 4, 2. Bs., Ankara 1973.

MEMET FUAT Yunus Emre, Yaşamı, Sanatçı Kişiliği, Yapıtları, De Yayınevi,

İstanbul 1976.

MUTLUAY, RAUF Türk Halk Şiiri Antolojisi, Milliyet Türk Klasikleri Dizisi:

9, ‘100 Şair 1000 Şiir: 3″. 1 . Bs., İstanbul 1972.

MUZAFFER REŞİT (Yaşar Nabi) En Güzel Koşmalar, Varlık Yayınları: 937,

Halk Kitapları: 3, İstanbul 1 962.

NECATİGİL, BEHÇET Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Varlık

Yayınları: 1837, Faydalı Kitaplar: 10, İstanbul 1975.

OĞUZCAN, ÜMİTYAŞAR Aşık Veysel, Bütün Şiirleri, 1. Bs. Türkiye

İş Bankası Kültür Yayınları, Edebiyat Dizisi: 21 , Ankara., 1970.(5.

Bs. Miyatro Yayınları D 1, İstanbul 1982.)

ÖZTELLİ, CAHİT Karacaoğlan, Hayatı Sanatı şiirieri, Varlık

Yayınları: 175, Türk Klasikleri: 1. 2. Bs., İstanbul 1953.

Pir Sultan Abdal, Bütün Şiirleri, Milliyet Yayınları Türk Klasikleri

Dizisi: 2. 4. Bs., İstanbul 1978. Dertli-Seyrani, Hayati Sanatı, Şiirleri,

Varlık Yayınları: 215, Türk Kiasikleri: 29, İstanbul 1953. Köroğlu ve

Dadaloğlu, Hayatı, Sanatı, Şiirlleri. Varlık Yayınları: 153, Türk

Klasikleri: 11, İstanbul 1953. Halk Şiiri, 16. -17. Yüzyıllar, Varlık

Yayınları. 369, Türk Klasikleri: 44, İstanbul 1955. Halk Şiiri, 18. Yüzyıl,

Varlık Yayınları: 383, Türk Klasitkeli: 46, İstanbul, 1955. Halk Türküleri,

Varlık Yayınları: 158, Türk Klasikleri, 15, İstanbul 1953. Uyan Padişahım,

Milliyet Türk Klasikleri Dizisi: 15, 1. Bs., İstanbul 1976.

PEHLİVAN, BATTAL Bahçe Biziz Gül Bizdedir, Türkülerimiz: 1. Türkü

Yayınevi. Genel Dizi: 39, Kitap Dizisi: 1., Türkülerimiz: 1. 1. Bs.,

İstanbul 1983.

PÜSKÜLLÜOĞLU, ALİ Türk Halk Şiiri Anıolojisi, Bilgi Yayınları:

224, Antoloji Dizisi: 2. 1. Bs., Ankara 1975.

SEVÜK, İSMAİL HABİB Yunus Emre, Sel Yayınları, Hisat Kütüphanesi,

İstanbul. 1955.

TOPRAK, BURHAN Yunus Emre Divanı, İstanbul 1950.

URAL, ORHAN Pir Sultan Abdal, TDK Yayınları: 494, Halk

Kitapları, Halk Ozanları Dizisi: 3, Ankara.1982.

YAĞIZ, SÜLEYMAN Yürü Bre Hızır Paşa, (Yaşayan Halk Ozanları

Antolojisi), Şiirler, Yaşam Öyküleri, Konuşmalar, Üç Çiçek Yayınevi, Halk

Dağarı: 1.1 . Bs., İstanbul 1983.

YESİRGİL, NEVZAT (Cevdet Karacaoğlan, Yedi’tepe Yayınları: 81 YediKudret) tepe Türk Klasikleri: 2., İstanbul 1958.

Yunus Emre, Yeditepe Yayınları: 79, Türk Klasikleri: 2, İstanbul 1958.

ZELYUT, RIZA Halk Şiirinde Gerçekçilik, AYKO Yayınları: 6, Sanat ve

Kültür Dizisi: 4, Ankara 1982.


Facebook Profilinde Paylaş
Ekleyen by :
Yorumlar : Yorum Yok
Etiketler :


Değerli Yorumcumuz;
Yaptığınız yorumun, yazı ile ilgili olmasına özen gösteriniz. Yorumların varlık sebebi, “fikir alışverişi” başka birşey değildir.

- Her görüşe eşit mesafede durmakla birlikte,
- Hakaret, küfür, aşağılama vb. içeren,
- Türkçe imla kurallarına uymayan yorumları yayınlayamıyoruz.
- Kriterlere uygun yorum yazmanızı diler, ilginize teşekkür ederiz.



siz de yorum yazın.